23 Tem 2009

HAVAİ FİŞEK HAVAİLİĞİ

Son zamanlarda iyice tırmanan havai fişek gösterileri hakkında bir imza kampanyası açılmış: Tıklayın!Validebağ Gönüllüleri

25 Nis 2009

SU HAKKI

Express dergisinden Ulus Atayurt, Dünya Su Forumu için İstanbul'da bulunan Kanadalı yazar, aktivist, "su savaşçısı" Maude Barlow ile, Açık Radyo'da bir söyleşi yaptı. Bu söyleşinin kısaltılmış hali ilk olarak Express dergisinin son sayısında yayımlandı... Yazıyı okumak için tıklayın:
Açık Radyo

24 Mar 2009

SORUNSUZ TAŞINMAK İÇİN: "BEKTAŞ NAKLİYAT"

"Göçebe bir toplum muyuz değil miyiz?" tartışması akademik çevrelerde süredursun, "ev taşıma" konusunda en yerleşik ailelerin bile zaman zaman "taşındığı" bir gerçek...
Şu sıralar ise taşınan taşınana...
Biz de geçen yıl ve bu yıl hem kendimiz, hem de bir yakınımız "taşındık", aynı "yakın" bir yıl içinde yeniden taşınmak durumunda kaldı.

Taşınmadan önce hangi taşıma şirketinin kullanılması gerektiği konusunda sağlam bilgiye ulaşmak çok zor. Internet'teki kaynaklar yetersiz ve yanıltıcı. O yüzden "fiilen" taşınanların deneyimlerine başvurduk. Son derece "güç beğenen", son derece "titiz" ve yakın zamanda "taşınmış" iki dostumuz "Bektaş Nakliyat" dedi.
Gerçekten de dedikleri doğru çıktı. Üç keresinde de Bektaş Nakliyat ekibinden yararlandık, "tereyağdan kıl çeker gibi" taşıdılar herşeyi...
Bunları buraya yazmamın nedeni, bu konuda İnternet'te "kullanıcı görüşü" arayanlar, ola ki buraya da uğrarlar, işlerine yarasın diye...
Ortalıkta aynı isimde onlarca firma var, Bektaş ekibinin de taklitleri çok.
"Gerçek Bektaş ekibi"nin web sitesi: http://www.bektasnakliyat.com.tr/
Konuşup anlaşmak için: İsmail Bektaş'ı arayın, telefonu: 0532 2171391
Antika eşyalarınız varsa ekipte Hamdi'nin de bulunmasını isteyin. Onları dikkatle söküp takmakta çok usta, kibar, dikkatli bir genç.
Keza Polat Bektaş, çok zeki, becerikli, dikkatli bir ekip başı...
Bu ekibin ortak özelliği, işlerini gereği gibi yaparken, son derece kibar ve güleryüzle çalışması.
Sanki yük taşımıyorlar, evcilik oynuyorlar. Suratlarını hiç buruşturmuyorlar. Evde sigara migara içmiyorlar. Kullandıkları malzemeler kaliteli ve fazlasıyla koruyucu. Eşyayı yeni yerlerine koyarken ev sahibine fazla iş bırakmamaya özen gösteriyorlar. Çalışırken son derece sessiz bir işbölümü içindeler. Birbirlerine efendice yardım ediyorlar.

Daha ne diyeyim, tekrar teşekkürler Bektaş...

Son bir ipucu: Kitaplar için Bauhaus'da özel kitap taşıma kolileri, porselenler için ara bölmeli porselen tabak kolileri çok işe yarıyor. IKEA'da bardak-çanak satılan bölümde, bardak alanlara verilen küçük taşıma kartonları ile eşya düzenleme bölümündeki şeffaf fermuarlı çantalar hakeza. Kitaplar ve heykel, biblo, v.b. nazik eşyayı önceden kendiniz paketleme yapıp gidilen yerde nereye/hangi odaya bırakılacağını kutuların üstüne yazarsanız, vakit kazandırıcı oluyor.

25 Şub 2009

KAZA BLOGLARI...

Internet böyle bir şey işte... Bu sabah Amsterdam kazası haberiyle sarsıldık. Bizim basın ve televizyonlardan bilgi edinmeye çalışırken, Internet'te olayla ilgili bilgiler akmaya başladı... Derken bir Schipol Kazası blogu açılıverdi...
Bir Twitter kullanıcısı da dakika dakika gördüklerini cep telefonundan naklediyordu...
Kurtulanlara "Geçmiş olsun", "gözünüzaydın", acı haber alanlara "başsağlığı" ve "dayanma gücü" mesajları...
CNN "kazada ölen yok" dedi. İnşallah öyledir...

26 Oca 2009

26 Ocak 2009 Halkalı Güneş Tutulması

26 Ocak 2009 Halkalı Güneş Tutulması

DOĞA BİLGİSİ ESKİR Mİ?

"...Vergilius, Çiftçilik Sanatı'nda ayrıca, doğal olaylarla ilgili görüşlerini belirtirken, zengin bir Roma folkloru bilgisi de aktarmış olur. Bilgileri eskimiş olsa da, İ.Ö. 30 yılında yazılmış bu kitap, doğa tutkunlarını heyecanlandırmayı bugün bile başarabilmektedir."

Vergilius; "Çiftçilik Sanatı"nın çevirmeni böyle diyor... Heyecanlananlardan biri de biziz anlaşılan. Ama asıl şimdi daha çok heyecanlandım ben... O da "doğa bilgisinin eskimesi" olgusu... Bilgi eskir de doğa bilgisi eskir mi? Eskiyen doğa hakkında bildiklerimiz mi?

"...Şüphecilik antikçağda bitmiyor. Günümüze gelinceye kadar onun
çeşitli biçimlerine rastlayacağız. Özellikle Descartes, Hume, Kant,
Comte gibi ünlü düşünürlerin şüphecilikleri bizi şaşkına çevirecek.
Hele rönesans şüpheciliğini ibretle izleyeceğiz. Bütün bu
şüpheciliklerde ortak olan iki büyük yanılgı (hata)'dır: İlk
yanılgıları nesnel gerçekliğe yanlış bir anlam vermeleri ve onu son
(değişmez, başkaca hiçbir bilgiyi gerektirmez) bilgi saymalarıdır.
Oysa böyle bir bilgi yoktur. Bilgi süreci de, kendisinden yansıdığı
evrensel yaşam gibi, sonsuzdur ve sürekli olarak gelişmektedir.
Sonsuza kadar da gelişmeye devam edecektir. Bilgiye son çekmek,
sonsuza son çekmek demektir ki olanaksızdır. Evrensel gelişme nasıl
sonsuzsa, onun bilgisi de elbette sonsuz olacaktır. Belli bir yere bir
zamanlar yirmi saatte giden tren teknik gelişme sonucu bugün dört
saatte gitmektedir. Bir zamanlar trenin o belli yere yirmi saatte
gittiği nasıl kesin (saltık) ve doğru bir bilgiyse bugün dört saatte
gittiği de öylece kesin ve doğru bir bilgidir. Her ikisinden de
şüphelenilemez. Yarın bu süre belki de çok daha kısa bir zamana
inecektir. Bilgi bu anlamda görelidir ama, tarihsel olarak (eşdeyişle,
bilgi sürecinin belli aşamalarına tekabül eden belli tarihlerde) kesin
ve saltıktır. Her göreli bilgi saltıklığını da birlikte taşır..."

"DÜŞÜNCE TARİHİ"- Orhan Hançerlioğlu, Altıncı Basım: Eylül 1995, Remzi Kitapevi.

25 Kas 2008

"Internet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır"!

Internet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır kitabi yayında!

Cyber-Rights.Org.TR » Internet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme

Dr. Yaman AKDENİZ & Dr. Kerem ALTIPARMAK

28 Eyl 2008

GÜNCELİN 11 YIL ÖNCESİNDEN...

"Oysa ülkenin küçümsenemeyecek bölümü için modern ve Batılı hayat tarzı, artık ihtirasla savunulacak bir insani çizgiyi ifade etmektedir...
...İşte Refah bunu anlamadığı için, yüzde 21 oyla, bu hayati tehdit olarak algılanabilecek adımları atmaya cüret etmiştir.
75 yıllık o sosyal kontratı bozma girişiminde bulunmuştur.
O yüzden, kendisi siyasal İslam'ın radikal mevzilerine dönerken, kendilerini savunabilecek birçok aydını da eski jakoben çizgiye itmiştir.
Bunun adı kopmadır ve Türkiye' nin bugünkü durumu budur."

Bu alıntı Ertuğrul Özkök'ten. 11 Ekim 1997'de yazmış...

3 Eyl 2008

AĞ HAYATIMIZDA İYİ BİR ŞEY OLDU!

Tekelin bu kadarı da fazla belki ama, adamlar "uçan bir tarayıcı" yapıp sundular işte:
http://www.google.com/chrome
Dün gece yarısından bu yana kullanmaktayız...
En sevimli yanı ise bir çökme yaşandığında neyin çöktüğünü haber vermesi!
-Özellikle geleneksel medya sitelerindeki!- "şok-dalgalı flash" içeriklere Firefox ya da IE ile bakılırken tıklandığında rastlanan ekran çökme mesajının ardından çıkan mesajlar burada da çıkıyor, ama hiç değilse ardından "şu çöktü" diyor ve tüm ekranları kapayıp tekrar başlamak zorunda kalmıyorsunuz bu "Kromlu Google"da...

+++Dahası; GOOGLE ya da hangi arama motoruna alışkınsanız, bunu adres çubuğunuzla birleştirebiliyorsunuz. Böylece "sık kullanılan yer imleri" filan gibi nedenlerle tarayıcınızın alanını doldurmak zorunda kalmıyorsunuz. Ferah ve geniş bir ekran...  
Bir de web tabanlı olmayan posta yazılımı versiyonu çıkarırlarsa işte o zaman bize de şapka çıkarmaktan başka ne kalacak?

16 Tem 2008

BİR SEVGİLİ HOCAMIZI DAHA YİTİRDİK: Prof. Dr. Çetin ÖZEK

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Çetin Özek...
Yarın (17 Temmuz 2008) onu uğurluyoruz...

25 Haz 2008

Kene konusunda ...

KENE ISIRMASI – KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ HASTALIĞI ve KUŞLAR

Haziran 2008

Ülkemizde üç yıldan beri özellikle İç Anadolu’nun kuzey bölgesi kırsalında görülen ve kene ısırması sonunda ölümlere yol açan bu hastalıktan korunmanın en etkili yöntemi hastalık nedenini ortadan kaldırmaktır. Mücadelenin, kırsal kesimde çevreyi ilaçlamaktan geçtiğini ileri süren ve amaçları sadece çevreyi kirleterek para kazanmak olan ve düşüncelerinin bilinçli mi yoksa bilinçsizcesine mi olduğu kestirilemeyen kişilerin eline bırakılması kadar acizane bir çözüm olamaz. Bu konuda İstanbul Veteriner Hekimler Odası da bir bildiri yayınlamıştır.

Çevrenin ilaçlanması sırasında faydalı faydasız, zararlı zararsız ve henüz işlevini tanımadığımız nice canlının yok edildiğini biliyoruz. Yokedilmeye çalışılanların ise yıllardır yapılan ilaçlamalardan istediğimiz ölçüde etkilenmediğini de görüyoruz. Sürdürülen mücadelelerin bir kısır döngü biçiminde yaşandığı bu ortamda nice canlının getireceği faydayı bilmeden yok etmek cinayettir. Çevreyi ilaçlama cinayetlerine bir son vermeden insanların sağlıklı yaşaması mümkün değildir.

Doğanın kendi içinde milyonlarca yılda ortaya koyduğu bir ekoloji gerçeği varken ve bu gerçeği bilim yoluyla biraz aklı çalışan hemen herkesin öğrenebildiğini bilmemize rağmen hâlâ gözümüzün önünde olan bu ekolojik mücadeleyi düşünmemiş olmamız hayret verici bir durum. Söz konusu hastalığın ülkemizde görülmeye başladığı üç yıl öncesinde korumacıların dile getirdiği “kuş avcılığı yasağı” keneyle yapılacak en etkili mücadele biçimidir. İki hafta önce basında özel olarak yetiştirilen sülünlerin doğaya salındığı ve bu kuşların besin çeşitlerinin arasında kenenin de bulunduğu belirtilmişti. Bıldırcın, sülün, keklik, bağırtlak, güvercin, üveyik gibi orta büyüklükteki kuşlarla, kuyrukkakan türleri, örümcekkuşu türleri, taşkuşu türleri, kızılkuyruk türleriyle ismini saymadığım nice kuş türü kene ve benzeri böcek, sinek, örümcekler ve bunların yumurtaları, larvalarıyla beslenirler. A.Ü. Fen Fak. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barbaros Çetin de aynı bilgiyi desteklemektedir. (Bak: 6.6.08 Hürriyet Gazetesi) Dağı taşı ilaçlayarak bu kuş türlerini de kelaynaklar gibi yok edersek, daha çok kene ısırığı kurbanını toprağa verirken milyonlarca lirayla da kendimizi zehirleriz.

Yukarıda sayılan kuş türlerinin her türlü avcılığının derhal ve kesin biçimde yasaklanması en ucuz ve sağlıklı önlemdir. Bu önlemle birlikte önce hastalığın en yoğun olduğu bölgeden başlayarak vatandaşları korunma konusunda tek tek aydınlatmak gerekmektedir ki kanımızca kamu hâlâ kene ısırdığında ne yapacağı konusunda bir bilgi karmaşası içindedir.

Kuş avcılığının sona erdirilmesi kararını alacak bir Çevre ve Orman Bakanlığı bu kararıyla ülke tarihine geçecek bir etkinliğe imza atmış olacaktır. Ayrıca söz konusu hastalığın sadece ülkemizde değil komşu ülkelerde ve kıtalarda yaşayanlara bulaşmasını da kısmen engelleyerek tüm insanlığa hizmet etmenin şerefine ulaşacaktır.

Asaf Ertan

Doğa Gözcüleri Derneği kurucu üyesi

9 Nis 2008

HATTUŞA'DAN...







Çorum, Yazılıkaya- 12 Savaşçı...


Tarihi Kentler Birliği, Çorum Semineri vesilesiyle tekrar ziyaret edildiler...


-Yıllar önce gelip, onların "kalıbını alan" ve kullandığı malzemenin taşlara zarar verdiğinin sonradan anlaşılması üzere alana sokulması yasaklanan bir Avrupalı "profesör"ün, "jandarma eşliğinde" de olsa tekrar buralarda dolaşabildiğini öğrendik...-

Bu arada Çorum harika bir müzeye kavuşmuş. Yanısıra bir çok lüks otele de...


Bir başka Hattuşa'lı: Metin Hoca

Prof. Dr. Metin Sözen, kendi doğduğu topraklarda çocuklar kadar neşeli ve mutlu idi...
Ayrılacağımıza yakın, akrabalarının getirdiği "şecere" herkesin ilgi odağı oldu:

20 Mar 2008

"KATLANILAN TANIKLIK: IRAK SAVAŞININ 5 YILI"

Ayperi Ecer Karabuda (Reuters VP ve bu projenin müellifi) yollamış...
Reuters muhabir, fotoğrafçı ve kameramanlarından 100 kişilik bir kadronun Irak savaşı ile ilgili saptamaları... 7'si Reuters'dan olmak üzere 127 gazetecinin de ölümüne sebep olan "savaş"a katlanılan tanıklık...

Tıklayın: http://iraq.reuters.com/

Through five years of war, a team of 100 Reuters correspondents, photographers, cameramen and support staff has strived to deliver news to the world from Iraq – the most dangerous country for the press. These are their personal stories, bearing witness through half a decade of conflict which has taken the lives of 127 journalists, including seven Reuters colleagues.
Visit: http://iraq.reuters.com/

23 Oca 2008

BELGE-TÜRK

Keşke bizim rahmetli Tuncer Üney de bu gelişmeyi görseydi...
İvHP web-kütüğünde ve E-Yaşam'da hep yazageldiği gibi...

21 Oca 2008

METİN SÖZEN'E KÜLTÜR BÜYÜK ÖDÜLÜ ve ANKARA

ANKARA, ANKARA, GÜZEL ANKARA!
Küçükken bu şarkıyı söylerdik Ankara'da ama aslında aklımız İstanbul'daydı hep! Geçen hafta Metin Hoca'nın "Büyük Ödül"ü, gözümüzde Ankara'yı daha bir güzelleştirdi sanki...
18 Ocak 2008, Cumartesi sabahı Ankara'ya doğru yola düzüldük. Sevgili Hocamız ödülünü aldı ve aldığı ödüle karşılık bir dolu işe yarar mesaj verdi.
Dedi ki konuşması sırasında bir ara:
"...Ayrıca ben Cumhurbaşkan'ımızın, gittiği ülkelerdeki devlet büyüklerinin, yöneticilerin elini sıkarken biraz acıtmasını diliyorum! Çünkü bu ülkenin uygarlık ülkesi, bunların uygarlık kaynağı, akıllarının ve düşüncelerinin üretildiği toprakların cumhurbaşkanı olarak, O'nun nezaketle sıktığı o eller acıdığı zaman, 'Bu gelen o toprakların cumhurbaşkanıdır' hissinin uyandırılması önemlidir..."

Dönüşte o otobüste yoktu! Çünkü Çorum'a doğru yol almaktaydı. "ÖDÜL" ise otobüste bizimleydi:


Ödülün tasarımını yapan Metin Keskin, şöyle açıkladı:

Taban üzerinden yükselen dört kristal sütun (kamu, yerel, özel, sivil kesimlerin simgeleri) Anadolu kültür mirasını simgeleyen küreyi taşıyor. Kürenin üzerinde ise Selçuklu dış bezeme figürleri var...

27 Ara 2007

83 YIL ÖNCEDEN GÖRÜLEN ÖNKOŞUL: "YÜKSEK KARAKTERLİ KORUYUCULAR"

Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister.
Ey yükselen yeni nesil!
İstikbal sizindir.
Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.
Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.
Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur.
Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.
Cumhuriyet fazilettir.

K. Atatürk
Ankara, 1925

2008'de o "yüksek karakterli koruyucuların" çoğalması dileği...

9 Ara 2007

BÜLENT TANÖR...

Sevgili hocamız Prof. Dr. Bülent Tanör 28 Kasım 2002'de aramızdan ayrılmıştı... O gitmeden, hiçdeğil ise başındaki "çözülebilir" sıkıntılara bir nebze çare olabilir umuduyla bir çevrimiçi dilekçe de açmıştık... Ama işe yaramamıştı ne yazık...
Bu yıl Açık Radyo'da, "Bilgi Çağının Hukuku" programında Prof. Dr. Öget Öktem Tanör ile 2 özel söyleşi ve ardından Prof. Dr. Ülkü Azrak ile onun anısına düzenlenen toplantıya ilişkin yayın ile onu anmaya ve görüşlerini yaşatmaya çalıştık...

O'nu unutmamak ve unutturmamak şart...

30 Kas 2007

"Hukuk, İNSANLIĞIN ortak huzurunu güvence altına almaya dönük, evrensel ilkeler matematiğidir."
Ç. Altan-

18 Eki 2007

"TEŞKİLAT-I ESASİYE KANUNU"na bir YAKLAŞIM BİÇİMİ ve BİÇEMİ

Saygıdeğer arkadaşlar, dünya çapında önemli ve olağanüstü olaylar karşısında, saygıdeğer milletimizin gerçek uyanıklığına ve şuurluluğuna değerli bir belge olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun bazı maddelerini açıklığa kavuşturmak için kurulmuş olan özel komisyon tarafından yüksek heyetinize teklif edilen kanun tasarısının kabulü dolayısıyla, Türkiye Devleti'nin zaten bütün dünyaca bilinen, bilinmesi gereken mahiyeti, milletlerarası adıyla adlandırıldı. Bunun tabii bir gereği olmak üzere bugüne kadar doğrudan doğruya Meclis Başkanlığı'nda bulundurduğunuz arkadaşınıza, yaptırdığınız bu görevi, Cumhurbaşkanı unvanıyla yine aynı arkadaşınız, bu aciz arkadaşınıza tevcih ediyorsunuz. Bu münasebetle, şimdiye kadar hakkımda gösterdiğiniz sevgi, samimiyet ve güveni bir defa daha göstermekle, yüksek değerbilirliğinizi ispat etmiş oluyorsunuz. Bundan dolayı yüce heyetinize gönlümün bütün samimiyeti ile teşekkürlerimi arz ederim."
"Efendiler, asırlardan beri Doğuda haksızlığa ve zulme uğramış olan milletimiz, Türk milleti, gerçekte soydan sahip bulunduğu yüksek kabiliyetlerden yoksun zannediliyordu."
"Son yıllarda milletimizin fiili olarak gösterdiği kabiliyet, istidat ve kavrayış kendi hakkında kötü düşünenlerin ne kadar gafil ve ne kadar gerçeği görmekten uzak, görünüşe aldanan insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Milletimiz kendisinde var olan vasıfları ve değeri, hükümetin yeni adıyla, medeniyet dünyasına çok daha kolaylıkla gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri arasında tuttuğu yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir."

"Arkadaşlar, bu yüksek rejimi yaratan Türk milletinin son dört yıl içinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere kendini gösterecektir. Bendeniz, kazandığım bu güven ve itimada layık olmak için, pek önemli gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetindeyim. O ihtiyaç, yüce heyetinizin şahsıma karşı gösterdiği sevgi, güven ve desteğin devamıdır. Ancak bu sayede ve Tanrı'nın yardımıyla, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri en iyi şekilde yapabileceğimi ümit ediyorum."

"Daima sayın arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir şekilde yapışarak, kendimi onların şahıslarından bir an bile uzak görmeyerek çalışacağım. Daima milletin sevgi ve güvenine dayanarak hep birlikte ileri gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır."

Mustafa Kemal Atatürk
İlk Meclis Konuşması
Kaynak: http://www.ataturk.net/ata/cumhurk.html

28 Ağu 2007

KOLAY UNUTULMAYACAK BİR CUMHURBAŞKANIYDI...

(Basından)

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanlığı görevini bırakmaya saatler kala Anıtkabir'i ziyaret etti.
Cumhurbaşkanı Sezer, saat 09.30'da Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, Ankara Valisi Kemal Önal ve Çankaya Köşkü çalışanlarıyla birlikte Aslanlı Yol'un başından yürüyerek Anıtkabir'e geldi.
Atatürk'ün kabrine çelenk bırakan Sezer, saygı duruşunda bulundu. Daha sonra İstiklal Marşı seslendirildi.
“SON KEZ HUZURUNUZDAYIM”
Cumhurbaşkanı Sezer, Misak-ı Milli Kulesi'ne geçerek, Anıtkabir Özel Defteri'ni de imzaladı. Sezer, deftere şunları yazdı:
“Yüce Atatürk, Cumhurbaşkanı olarak son kez huzurunuzdayım. Görevimi; ilke ve devrimlerinize, yeminime, anayasal kurallara, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerine bağlılıktan ayrılmadan tamamlamanın mutluluğunu yaşıyorum.
Türk Ulusu'na sizin makamınızda Cumhurbaşkanı sıfatıyla hizmet etmiş olmanın onurunu, yaşamım boyunca taşıyacağım.
Hizmet makamları ve kişiler gelip geçicidir. Sonsuza kadar kalıcı olan ilke ve devrimlerinizin kuruluş felsefesini oluşturduğu, laik, demokratik, çağdaş ve aydınlık Türkiye Cumhuriyeti'dir.
Hedefini; 'çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak ve onu aşmak' biçiminde ortaya koyan Türkiye Cumhuriyeti, başlattığınız aydınlanma savaşını kararlılıkla sürdürecektir.
Türk Ulusu, bugünkü kazanımlarını size ve kurduğunuz Cumhuriyet'e borçlu olduğunun bilinciyle eserlerinize sahip çıkacak, ilke ve devrimlerinizden, çağdaş değerlerden ödün vermeden gösterdiğiniz hedeflere el birliği ile ulaşacaktır.
Bağlılığımı en içten duygularla bir kez daha yineliyor, yüksek anınız önünde saygıyla, özlemle ve minnetle eğiliyorum.”
Cumhurbaşkanı Sezer, metni yazdıktan sonra sesli olarak okudu.

25 Ağu 2007

PEMBE DOMATESLER

"PDA" ya da "Pembe Domates Ağı", son zamanlarda sapıtan iklim koşullarına karşı ne edeceğini şaşırmış durumda... İşin kötüsü biz de bu işin birinci elden uzmanı değiliz... Pembeler, çiçek açıp çiçek döküyor... Onları doğal yöntemlerle yetiştirmeye söz vermiş insanlar çözüm arıyor... Ne etsek?

9 Tem 2007

erken UYARI

...Önceden görmek önceden belirleyebilmek, ancak aktif olan, kendisine amaçlar koyan, onları gerçekleştirebilen bir varlık için söz konusu olabilir. Böyle bir varlık kendi yapıp-etmelerini değer duygusuna göre yöneten, olup-bitenden yana veya ona karşı hareket edebilen biricik varlık olarak tanıdığımız, insandır ve yalnız insandır. insanın yetenekleri ve başarıları onun somut bütünlüğü içinde birbirini tamamlarlar. Nasıl aktif olma, tavır takınma, değerleri duyma gibi yetenekler, önceden görme, önceden belirleme olmadan işlevlerini ve anlamlarını gerçekleştiremezlerse, önceden görme ve önceden belirleme de birbirine ve yukarıdaki yeteneklere dayanmadan kendileri ve insan için anlamlarını yitirirlerdi...
Kaynak:
erken UYARI
"Önceden görme ile önceden belirlemenin Antropoloji bakımından betimlenmesi", Takiyettin Mengüşoğlu, İnsan Felsefesi

21 Haz 2007

Google's Cookie

Paranoyak olmamanız izlenmediğiniz anlamına gelmiyor!
Pek "klişe" bir laf ise de:
Google's Cookie

21 Nis 2007

DÜNYA GÜNÜ 2007

Kim Demiş Dünyayı Değiştiremezsiniz Diye?
Bir Tek İnsan Bile Dünyayı Değiştirebilir!
Denis HAYES - 1970
Earth Day
Amerikalı '68'li Denis Hayes'in dünyayı değiştirme hareketi "Earth Day"; "Dünya Günü": 22 Nisan 2007 devam ediyor. Doğru, "bir Bush" bile dünyayı değiştirmeye devam ediyor. Ne ki "olumludan yana değiştirme"ye azimliler de var hala... İşte bir tanesi, ÇEKÜL, bu Dünya Günü'nü İzmit'te dikim şenliği ile sürdürüyor... Biz de PDA ile yola devam edelim...

2 Mar 2007

İSTANBUL TURİZMİNİN YAKIN GELECEĞİ

Mehmet Ata TANSUĞ


İstanbul turizminin son beş yıllık dönem için, sayısal tarifi "4,5-5 milyon" aralığında ve "ülkeye gelen yabancıların %23-24'ü" olarak verilebilir. Bu sayılar uzun zamandır çeşitli nedenlerden dolayı aşılamıyan bir gerçek durumundadır. Bu gerçeğin aşılması konusunda ciddi bir çabanın olduğu da söylenemez. İstanbul'un "tanınırlığı" özgüveni üstüne kurulu içine kapalı ekonomi dönemi yaklaşımı ne kamu sektöründe ne de özel sektörde değişmiştir. Bu değişikliğin olmama nedenlerinden en önemlisi herhalde gerçek anlamda ekonomik getirinin önemsenmemesinden kaynaklanmaktadır.

Bürokrasinin "Nasıl olur, nasıl önemsenmez?" tarzındaki "refleks itirazları" ile üstesinden gelinemiyecek bir ihmalin açık şekilde önümüzde durduğunu görmemiz gerekir. Bu ihmalde en önemli etken, değişimi algılamayan sektör mensuplarının "uyku halidir". Devletin turizm gelir kaynağı olarak, kıyılara yönelmesinin ardından, unutulan şehir turizmi ve dolayısıyla ‘’İstanbul turizmi", kıyılarda oluşan, ilk krizde tekrar hatırlanmışsa da günümüz yaklaşımlarına uygun ‘’rekabet’’ koşulları gereği alt yapı eksiklerinin tamamlanması sonucu ancak bir işe yarayabilir.

Bu konuda bir örnek dahi durumu kolayça açıklığa kavuşturacaktır. Yakın zamana kadar paket turlar ile satılma alışkanlığı olan şehirler, günümüzde "uçak+otel" formülüyle satılabilmektedir. Kısaca pazarlama kanalı değişmiştir. Daha doğrusu sanayi toplumu pazarlama teknikleri, hızlı bir şekilde bilhassa bu sektörde bilgi toplumu araçlarını kullanır duruma gelmiştir.

Sektör işletmelerinin taşıdığı KOBİ ve aile işletmesi yapısal özelliklerinin getirdiği engellerin aşılması için, iç dinamiklerin harekete geçirilme zorunluğu var. Bu zorunluluk "dernek" seviye ve görüş açısıyla maalesef aşılamamaktadır. Bu noktada aşılamayan sadece İstanbul'un kırk yıllık "potansiyellikten kurtulamayan" turizmi değil, bir türlü harekete geçemeyen, "birden fazla" ekonomik faaliyetin oluşturacağı değerlerdir.

Şehir turizminin rekabet ortamında öne çıkmasını sağlıyan faktörlerin fiyat rekabeti dışında neler olduğu bilinmeli ve sürekliliği sağlanmalıdır. Bu noktada devreye "3E" girmektedir; kıyı turizminin "3S"sinde olduğu gibi, bu unsurların birinde aksama olduğunda işlerden verim alınamadığı görülmüştür.

"3E" açılımı; "Education": "Eğitim/kültür, "Entertaintment" (eğlence-yeme içme dahil), "Enthusiasm" : "Heyecan, ilgi, çoşku" bu kısaca kıyı turizmine ("sea, sun, sable")denk düşen asgari koşul tarifinin karşılığıdır. Şehir turizminin "3E" faktörlerinin ötesinde
Kongre, alışveriş, spor, sağlık vs. birçok alt başlıkları da olduğu bilinmektedir. Bu turizm manivelalarının tamamına yakının kullanılmadığı şehir, bölge veya destinasyonlarda, turizmin "T"sinin dahi sektörel faaliyet olmadığı yaygın olarak bilinmektedir. Tarihi veya doğal değerlerin rüzgarına dayanan yaklaşımlarla günümüzde turizm faaliyeti yürütmeye çalışmak "amatör’’deyimine dahi layık görülmemektedir.

Günümüz turizmi şehir, bölge veya destinasyon esaslı pazarlama ve bunun rekabetçi tutum ile sürdürülmesi demektir. Bu gerek merkezi yönetim gerekse yerel yönetim bürokrasinin kendi başına karar alma veya yönetme tekniklerini kullanmasıyla "imkansız"ı işaret etmektedir.

Günümüzün "iyi yönetim" yaklaşımları kamusal yetki alanın özel sektör ile işbirliğini zorunlu kılıp, yeni modelleri hayata geçirme üzerinde birlikte çalışma ve araştırılma yapılmasını gerektirmektedir. Modeller, sektör temsilcilerinin sivil toplum yaklaşımının ötesinde birlikte çalışma koşullarını zorunlu kılmaktadır. Günümüzde kamu yaklaşımı, bürokrasinin hakimiyetinin ötesinde, işi "yapanlar"ın ve "bilen"lerin yürütmede ortak olduğu yaklaşımlara uygun şekillenmektedir.

İstanbul'un, gerçekten turistik bir cazibe merkezi olması isteniyorsa, turizmin ekonomik faktör olarak ülkeye artı değer katkısı bekleniyorsa kısa dönem yol haritalarında aşağıdaki yaklaşımlara önem verimelidir:

* İstanbul turizminin uluslararası areneda başarı araması zorunlu ise vilayet, belediye,
ticaret odası, sektör ve yerel STK temsilcileri hatta bu konuda yararlı olacağına inanılan fertlerin dahil olduğu karar alıcı ve yürütücü "koordinatör" bir kuruma gerek vardır.

* 2010 Kültür Başkenti Projesi'nin önemli bir yönü olan "kültürün İstanbul yaşamında yaygın biçimde yer alması" ögesinin, günümüz şehir turizminin önemli bir unsuru olduğu da hatırda tutulmalıdır. Bu açıdan 2010 için kurulacak yapı, orta vadede şehir tanıtımı ve turizmi ilintili ekonomik işlerinin süreklilik kazandığı bir kurum olarak devam etmelidir.

* Yukarıda tarifi yapılan "koordinatör kurum", koordinasyon ve yönlendirme fonksiyonlarını içermeli, diğer alt kuruluşlar ise konuları veya ilgi alanları içinde faaliyetlerini yürüten bağımsız birimler olarak kalmalıdır. Bu tarz teşkilatlanma, kültürel oluşumun kalıcığını, tanıtımın yerel ve dinamik yapısının sürekliliğini, 2010 vesilesiyle başlıyan birçok faydalı birikim ve girişimin yaşam bulmasını sağlamış olacaktır.

* 2010 kültürel etkinliğinin turizme yansıması samimiyetle arzu ediliyorsa KDV oranı önce 2008 yılında % 8 indirilmeli, 2009 yılında da bu kurum bütçesinde kullanılacak şekilde % 3 oranında konaklama vergisi yürürlüğe konulmalıdır.

* Böylesi bir kurumu büyük şehir belediyesi olan yerlerde mevcut kanunlardaki düzenleme imkanları kullanılarak, -örneğin kalkınma ajansı ve yerel hizmet birlikleri kanunlarındaki düzenlemelerden yararlanarak -yeni kanun dahi çıkarılmadan, faaliyete geçirme imkanı bulunmaktadır.

SULTANAHMET - EMİNÖNÜ MASALI (1999-2006)

Mehmet Ata TANSUĞ

İstanbul; kendisi başlı başına bir masal. Bulunduğu ülkenin özelliğinden olsa gerek, genellikle İstanbullu'lar kendi masallarını birbirlerine anlatırlar ki o da oldukça da ilginç bir masaldır. Şayet duyan olur, “mutlaka gideceğim” inadı ile bu şehre gelirse, bir de ona anlatılır kısaca!

Neden, yabancıya tamamı anlatılmaz?
Herhalde, tamamlanmadığından olsa gerek!.. “İstanbul turizmi’’de masalın doğal olarak “bir parçası”dır. “Turizm’’ bu güzeller güzeli ülkenin, sürekli belirsizliklerle dolu yaşam temposunun süslediği bir meşgale alanıdır... Zaman zaman durgunluğa girer, bir süre sonra, tekrar yola koyulur, “koştuğu” bile olur. Ülkenin, diğer konularında olduğu gibi, kimseler bu durma-kalkmalardan fazla rahatsız olmaz! Bilinir, bu "istikrarsızlıktır’’! Kökünün genellikle “dışarda olduğu” rivayet edilen bir “hal-i pür melâl”dir.

İşte, tamı tamına 1999 depreminden sonraki günlerden birinde, bu kerre, bir masa etrafına toplanan bir grup Sultanahmetli’ye denir ki; “Michel Porter denilen A.B.D.li pazarlama profesörünün, ol (!) rivayetidir, olaya ‘rekabet’ açısından bakılır, ele alınır, incelenirse, uygun çözümler bulunabilir, eksikler ve fazlalar daha iyi görülebilir...”

Bu masaya daha sonra da en çok oturanlardan bir kaçını sayarsak Nurdoğan Şengüler, Tugay Toydemir, Kasım Zoto, Kaan Koç...

Deprem ile uzayan sektörel tatil ortamında, bir yandan sorunlar tekrar tekrar tespit olunur, fakat biri çok öne çıkmaktadır sürekli, “tanıtımın yetersizliği”. Ama bir başka gerçek görmezden gelinmiştir hep ! O da “İstanbullu'lar"ın, ya da "bu şehirde yaşayanların"onbeş milyon kişi” olduğudur. Bu nüfustaki yeni hemşehrilerimizle yollarımız, Boğaziçi’ni kateden köprülerimiz yapılalı beri ayrı düştüğünden; onlar da ne Sultanahmet Meydanı’nı ne de İstanbul'un tarihi coğrafyasının yer aldığı bu bölgeyi hatırlar; çocuklarına gençlerine tanıtmaz olmuşlardır. Böylece, sanki bu alanlar, bu coğrafya "yabancıların kültürel miras listesine ait”miş gibi düşünülür olmuştur.

Tanıtım” hep “yabancı diyarlarda” yapılır. Oysa İstanbullu’lara ve bu ülkenin insanına tanıtım gerekmezmiş düşüncesine saplanmanın yanlışlığı da ortaya çıkmıştır işte! Bu konuda çabalar ve çabalamalar ile yaşanan altı yıl, bilinmeyen, o masalın anlatılmayan kısmıdır. Şimdi, anlatılmaya çalışılacak olan, masalın bu faslıdır...

Ol mekan (!) başlangıçta Sultanahmet’tir; Atmeydanı’yla, Ayasofyası, Mavi Camii, Akbıyık’ı, Ahırkapı’sıyla Sultanahmet. Yine, çok kolaymış gibi gelir, "Dünyaca tanındığını’’ zannettikleri bölgelerini, yanı başlarındaki İstanbullu’lara veya onların da içinde günlerini geçirdikleri İstanbullu’lara tanıtmak. Sultanahmet’liler, sonradan farkına varırlar ki her tatil günü, pet şişe suyunu kendi semtindeki bakkaldan alıp, Sultanahmet’e gelenler, ne tarihin ne de coğrafyanın ayırdındadır! Onlar çimenler ile ağaçların gölgesinden yararlanmaya gelmekte ve gitmektedirler..

Bir dönem sonra, daha iyi "tahkim” düşüncesi ile mevzilerini Eminönü’ne yayan, bu iyi niyetli Sultanahmet’liler, oralarda yaşayan, aynı dertleri paylaştıkları dostlar da edinmiş olurlar; Bizans’ı, Osmanlı’yı ve Cumhuriyet’i bir kere daha hazım ile hatmederler....

Kavidirler! Yollarına devam etmekdedirler...

Masal bu ya, Kibiroğlu adında bir belediye başkanları da vardır, hoşsohbettir, göreve geldiğinde "bana turizm lazım değil’’demişse de sonra, kendi imkanlarıyla Eminönü’nü “Londra Fuarı’na götüren başkanlar”dan biri olmuştur. Öte yandan bizim masalımızın kahramanları, bir evvelki yönetimden devraldığı “ramazan şenlikleri” ile seyyar esnaf konusunda “masal kahramanları” ile onunla bir türlü aynı açıdan dünyaya bakamamışlardır. Hakkını yememek gerekir, parke taşlı, oldukça nostaljik görünümlü, çöp konusu hiçbir zaman dert olmayan, ama aşırı iyilikseverliği sonucu, şehre gelen kimsesiz ailelerin mekanı bir Eminönü yaratmış ise de kendisinin de kabullendiği gibi “kimseye yaranamadığı”, seçim sonuçları ile anlaşılmıştır.

Kibiroğlu Başkan dönemi”nin bir başka yarı-masalımsı, yarı-resmi “turizm platformu” kurulması olgusu vardır. Devrin Valisi Erol Çakır, biri Eminönü’nde, diğeri Beyoğlu’nda, Vilayet yönergesi ile kurulan ve işleyen, bu anlamda, (“her ne gerekirse, devletimiz tarafından düşünülür ve uygulanır” mantığına göre) ülkemizin geleneksel çizgisine uygun “sivil toplum örgütlenmesi’’ de bu konu için oluşturulmuştur...

Ama bu noktada biraz nefeslensek iyi olur, isim benzerliği ve işlev benzerliği olsa da birbirlerine fazla benzemeyen bu iki “platform” birbiri ile karıştırılmamalıdır.

Beyoğlu Platformu, kendisine sahip çıkan Kadir Başkan’ını, “büyük şehir başkanlığı”na taşırken, “Talimhane efsanesi”ni eğrisi doğrusuna denk, biraz da NATO desteği ile şehre maletmiş ve aniden; “Ol şehir” de “conventional’’olmakla, önemli bir hamle kazanmıştır. Diğer taraftan, kendilerine "Tarihi yarımadalıyız’’ adını veren masal kahramanlarımızın oldukça geride kaldıklarını anlamalarına da yardımcı olmuşlardır.

Bu arada, yarı resmi Eminönü -Sivil- Platformu’nun hakkı yenilmemelidir. Onlar da boş durmamış, otuz sayfalık bir rapor ile, "Hemşehrilik Maruzatı" ile alt yapı eksiklerini saptayıp, bunları çözüme kavuşturma yollarını aramışlardır, hatta, bu cümleden, birçok eksik de giderilmiştir.

Bu bir masal, zaman konusunda fazla özenli olmasak olur; önemli olan olayları ve kişileri unutmamaya çalışalım. Bütün özenimize rağmen, mutlaka hatamız olacaktır! Fakat biz hatadan çok, “unutmaktan” korkuyoruz, çünkü bu masal kahramanlarının, gerçekten hiçbir beklentisi olmayan bu kahramanların hakkını yemek bizi çok, hem de çok korkutuyor. Bizi peşinen affetsinler.

C.A.T” yani "rekabetçiliğin getirilerinin önemsenmesi’’ üzerine kurulu davranmanın,
konunun ilgilililerinin “küme oluşturup, birlikte uğraş vermeleri”nin yararına dayanan çalışma şeklinin özelliklerini Dr. Melih Bulu ve arkadaşlarından öğrenen Sultanahmet’liler, o sıralar ülkede, belki de “ilkler” arasında yer alarak; Internet’i o günlerin şartlarında, kendi aralarında etkin bir iletişim aracı ve seslerini duyurma aleti olarak, gerçekten hayret verici şekilde verimli kullanabilmişlerdir. Günümüzde dahi o günlerle ilgili bilgilerin Internet ortamında izlenme adresi sultanahmetonline.org/ dur.

Yine o günlerin düşünce ürünlerinden olup, sonradan gerçek olan ve günümüze kadar yayını süregelen, "gerçekten’’ bağımsız, İstanbul yerel basın organı örneklerinden biri “Sultanahmet Postası’’; Ercüment Çalışlar, Ersin Kalkan, Edip Pınarlı, merhum Yusuf Uçak gibi “matbaa kokusu yutmuş”, amatör ruhlu gerçek profesyonellerin günümüzün "medya"ya dönüşmüş deyişiyle yazılı/resimlilerinin dışında, "gazetecilik’’ ruh ve heyecanın yaşadığı ender yayınlardan biridir!

Bu masalda (-anlatan için-affola) bu yayının da önemi büyüktür.

Vali yönergesi ile resmiyet kazanararak yoluna devam eden Eminönü Turizm Platformu’nda yirmiden fazla dernek ile bunların bu işlerin önemini çok iyi kavramış yönetcileri (LASİAD - Laleli esnaf ve iş adamlarını temsilen- Ayhan Karahan, Eminönü İmar ve Kültür Derneği-Naci Polat, Kaymakamlık derneği-Alihan Akkoç, SAGİD- Sultanahmet işadamları- Alp Kasay, Handan Aral, Kapalıçarşı Derneği - Ahmet Şengör, Mahmutpaşa Derneği - Zafer Demirel, Mısır Çarşısı Derneği - Çetin Palancı, Kumkapı Derneği, Ev Tekstili Sanayicileri Derneği, SİYAD - Sirkeci İş Adamları Derneği, TUROB adına Hüseyin Şahin- Mehmet Zelzele, TÜRSAB anılması gerekenlerdir) ile turizme gönül vermiş kaymakam Cezmi Türkgöçer, unutulmayacak katkıları olan Emniyet Müdürü Metin Aşık, Kültür Turizm İl Md. adına Çağlar Pehlivan’ın ahenkli çalışma düzeni konusundaki paylarının kaydı gereklidir. Madem ki bu kadar bürokrat ismi anılmakta, hiç şüphe yok bir isim de atlanmamalı, bütün bu maceranın Vilayet kalesindeki unutulmayacak temsilcisi/yöneticisi Cumhur Güven Taşbaş!

Eminönü Platformu’nda, Belediye ayağı topallamakta idiyse de kamu temsilcileri ile derneklerin çalışmaları sürmüştür. Bölgenin turizm problemlerini “platformu” veya “derneği” olmadan, Internet ortamında tartışanlar ile “yarı resmi” platformu olanlar, zaman içinde gayrı resmi bir işbölümü yapmışlardır. İlk grup, bölgenin tanıtım işlerini yapar olmuştur... Bu kanatta yer alanların Internet’i kullanma gibi basın ilişkileri kurma konusunda da tecrübeleri ve yetenekleri daha fazladır.

Bu konuda bir örnek vermek gerekirse Kasım Zoto ve Armada Otel ekibi, 1994 yılında faaliyete geçtikleri andan itibaren, sürekli olarak otellerine “İstanbullu’ları” getirme uğraşı içindedirler. 2000’lere gelindiğinde, bu çabayı “CAT Sultanahmet’’ ile birlikte sürdürmeye başlamışlardı. Kasım Zoto ve ekibi, o ana kadar; tango akşamları, fasıl geceleri, Cumhuriyet Bayramı Baloları düzenlemiş, otellerinin terasındaki alakart lokantaya “İstanbullu’ların” ayağını alıştırmışlardı. Böylece Sultanahmet, yabancı turistlerin uğrağı olmanın ötesinde, yerlilerin de geldiği bir semt olmaya başlamıştı. Bu konuda ikinci adım, bölgenin “eğlenceli bir yer” kimliği kazanması için de birşeyler yapılması idi.

Yapılan tartışmalarda, sürekli “festival” kavramından sözediliyordu, ama “açılış töreni”, “bölgeye yararı dokunanlara şilt verilmesi” gibi uygulamalardan uzak, gerçek bir festival modeli oluşturma konusunda bir çözüm bulununamazken imdada “Hıdır- İlyas yetişir!’’. Hem eğlenilecek, hem yenilip içilecek hem de unutulmaya doğru giden bir geleneğin ruhuna uygun yaşatılması sağlanmış olacaktır ve olmuştur da: “Ahırkapı’da Hıdrellez Şenlikleri”...

Sonradan kültürel ve doğal mirası en iyi koruyan" kurum, kuruluş ve etkinliklere verilen TUREB ödülleri komitesi tarafından "En iyi Otantik Yerel Etkinlik Ödülü Adayları" ile 21 Şubat 2006 akşamı (aynı zamanda "Dünya Rehberler Günü"), onurlandırılan Hıdrellez projesi sayesinde, Ahırkapı, Sultanahmet, altı yılda tartışmasız “Hıdrellezin adresi” de oldu.

İlk yıllarında yoğun basın kampanyaları ile gelen beş, altı binler, daha sonra basın haber ambargolarına rağmen otuzbeş, kırk binlere ulaştı. İnternet’te http://www.hidrellez.org/ adresine gidildiğinde görüleceği üzere, senede bir gün en azından otuz bin İstanbullu’nun katıldığı ve onlardan üç-dört mislinin “katılamadığı için hayıflandığı” bir festival oluşturulmuştur. Bunun gerçekleşmesinde Kasım Zoto (Armada Otel), Süleyman Çetinsaya (Citadel otel) Yılmaz-Timuçin Tecmen (Kalyon otel), Mehmet Tezçakın (Sultanahmet köftecisi), Müberra Eresin (Eresin Crown Otel), Abdullah Demir (Antik Otel), Faruk Çolpan (Blue House), Taner Yallagöz (Yaşmak Otel), Faruk Boyacı (Erboy Otel) Demir Kunter (Şölen Piliç)'in ısrarlı katkı ve katılımları unutulamaz. Sultanahmet veya Eminönü doğal olarak "tarih" iken artık yavaş yavaş da “Hıdrellez’’dir.

Hıdrellez 2006”, İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İ.B.B.Turizm Atölyesi, Eminönü Kaymakamlığı, Eminönü Belediyesi, Emniyet Müdürlüğü gibi resmi sektör temsilcileri; Şadırvan-Cankurtaran mahallesinin, Balkanların,Trakya’nın Roman orkestaları ve kırka yakın Eminönü'lü kuruluşun birlikte kotardıkları bir şenlik olmuştu. Bu şenlik, “tarih’’ ve “Ramazan”ın ötesinde, İstanbullu’ya bir kere daha “Eminönü ve Sultanahmet”i hatırlatıyordu.

Tanıtım konusunda bir diğer önemli çaba ‘’Eminönü Yürüyüş Güzergahları’’ projesinin geliştirilmesi ve gün yüzüne çıkarılmasıydı. Timuçin Tecmen, Hamra Babüroğlu, Kasım Zoto, Emine-Halim Yalçın, Burhan Şehit, Eminönü Bld. Bşk Nevzat Er, Bşk Yrd Mahir Katırcı ve İletişim Sorumlusu Fatih Sadırlı ile seksen bin adet Türkçe baskısının gerçekleşmesi konusunda bölge otelcilerinin maddi katkıları kutlanmaya değer...

Otelcilerin, bu konuda hareketlenmesini sağlayan, o zamanlar aralarında bir ortaklık da olan Faruk Boyacı ve Taner Yallagöz’ü burada da anmak doğru olur. Daha sonra “Turkcell’’ destegiyle yüz bin adet İngilizce baskısı yapılarak dağıtılan bu açıklamalı kroki esaslı haritalar ve onlara uygun düzenlenmiş sokak tabelaları yardımıyla Tarihi yarımadanın Eminönü bölgesi rahatça algılanır olmuştu...

Bu arada iki konu var ki onaları kısaca anmadan geçmek masala haksızlık olur.

Birincisi Akbıyık Caddesi’ne, Eminönü Belediyesi’nin iki dönem yöneticilerinin reva gördükleridir ki bunların gerçekten “haksızlıklar ile dolu” olduğu söylenebilir. Bu cadde, belki de altmış yıla yakın, genç yabancıların “ilk uğrak yeri” olmuştur. “Biz içki içmeyiz ama içene de karışmayız’’ diyen zihniyet, nedendir bilinmez sadece yabancıların içki aldığı bu yöreye “barlar sokağı’’ demekte bir sakınca görmemiş, okul olmayan ender İstanbul caddelerinden biri olmasına rağmen, “okula -yasada belirtilen- yeterli uzaklığı olmadığı” gerekçesi ile “okulların açık olduğu günlerde yabancılara içki verilmesi” nedeniyle bölge esnafı aylarca faaliyetten men cezasına maruz kalmıştır. Gelen yabancıların kapısı mühürlü dükkanlara bir anlam verememesinin açıklanmasının zorluğunu, o günlerde, Hüseyin Hacıosmanoğlu , Ekrem Usta ve Ercüment Çalışlar, yetkililere anlatmaya çalışmışlardı. Bu noktada, zamanın Turizm Bakanı merhum Mustafa Taşar’ı hayırla ya’detmek gerekir.

Daha sonra dönem değişmiş, Beyoğlu’nun başarılı platformunun yöneticisi Tülin Ersöz, “İ.İ.B Turizm Atölyesi”ni kurmuş ve yarı resmi Eminönü Platformu Genel Sekreteri Gül Küçükserim ,Tugay Toydemir’in gayretleri ile caddenin zemin ve çevre islahının gerçekleşmesi sağlamışlardır. Oysa, “Ol masal”da adı geçenlerin tümünün ısrarlı gayretlerine rağmen, Ramazan ayında tarihi Sultanahmet Meydanı bir "panayır yeri’’ olmaktan kurtulamamışsa da birgün o dahi gerçekleşir, İNŞALLAH? Bu da ikinci konudur.

Masal bu ya şimdi bu metnin “Onlar ermiş muradına...’’ sözcükleri ile biteceği sanılır...

Olur mu hiç! Bitmiyor tabii.

Bu bir İstanbul masalı. Bu bir Eminönü masalı. Bu bir Sultanahmet masalı...

"Yiğitler" (!), yollarına devam etmekte, yeni kişiler kervana dahil olurken, bazıları, doğaldır yorgunluklarını başka konulara yönelerek gidermeye çalışmaktadır...

Masalı; masallıya masallıya, masallıyalım...

SUNUMLARDA "BLOG"

Sunum hazırlarken "Power Point" kullanmaktan bıkıp usandınız mı benim gibi?
"Blog" kullanın. Hoş zaten belki de çoktan kullanmaya başlanmıştır da ben yeni hatırladım!
Tabii ki çok hızlı Internet bağlantısı ve düzgün, büyük ekran çok önemli sunumun başarısı için...

Dokunmatik ya da uzaktan kumandalı beyaz perde de icat oldu mu acaba?

A.T.

25 Oca 2007

"FİLLERİ KUYRUĞUNDAN ÇEKEREK TEPELERİ AŞIRTMAKTI GÖREVİM"

Veda

Çok ileri bir tarihte
Çok yaşlı olarak
Sessizce ayrılmalıyım
Kimseye pek gözükmeden
Ve kimseyi rahatsız etmeden.
Masamın üzerinde
Dünden kalan işler
Tamamlanmamış yazılar
Okunmayı bekleyen kitaplar
Ve anılar ve umutlar.
Filleri kuyruğundan çekerek
Tepeleri aşırtmaktı görevim
Günler bitti filler tükenmedi
Ben elimden geleni yaptım
Gerisini siz tamamlayın.
Boşa geçmedi hayatım
Daha fazlası olabilirdi ama
"Buna da şükür" demeliyim
İşte sevgili dostlar
Ben böyle veda etmeliyim...

İsmail CEM

Hepsi bir yana, onun yönetimindeki TRTyi unutmak mümkün mü?
Dün Dink, bugün Cem...

9 Oca 2007

ELLERİNE SAĞLIK...

İki çizer dostun ellerine sağlık bir kez daha!
Birisi son haftalarda Istanbul sokaklarında gördüğümüz ay-yıldızlı, "kurban"lı o garip reklam üzerine Ercan Akyol'un çizdiği:































Diğeri de Behiç Ak'ın dünkü Cumhuriyet'te çıkan ve televizyonlarda çocukları kullanan reklamları eleştiren karikatürü:

29 Ara 2006

2006

2006'da başımıza gelen en güzel şey: PDA
2006'da en çok üzüldüklerimiz: Aramızdan ayrılan dostlar...

18 Ara 2006

TIME 2006 YILIN İNSANI: "SİZ"


TIME Dergisi 2006 yılı için Yılın İnsanı "SİZ"siniz diyor... Ama bilgi çağına dönüşümde payınız varsa! Hele vatandaş içerikli web yayınlarından biri ya da birkaçı (blog'lar, resim ve video ağları) ile web'de varolduysanız TIME için yılın kişisi sizsiniz...
Lev Grossman'ın kaleminden sunulan seçime göre her ne kadar "herkes yılın kişisi" ise de bir 15 kişi var ki, onlar "daha çok yılın kişisi"! Çoğu genç doğal olarak... Wikipedia'ya 3000den fazla madde yazan "Verilerin Dükü" Simon Pulsifer, FireFox'un yaratıcısı... Ama aralarında OhMyNews.Com yazarı Koreli ev hanımı, Amazon'a 12 bin küsur kitap eleştirisi yollayan Gürcistanlı kütüphanecilik uzmanı Harriet Klausner gibi "50'nin üzerinde" olanlar da var. Keza YouTube ve onun Fransız versiyonu WAT.tv and Dailymotion.com'da videoları rekor kıran rap meraklısı Kamini...
Resme tıklanırsa... hepsi orada!

14 ARALIK 2006, Saat: 16.28

31 Eki 2006

Mehmet Sucu'dan "d" kuşağı


"Bu kuşak başka kuşak"

Mehmet Sucu'nun bugünkü Cumhuriyet'te yazdığı enfes yazıyı okumak için buraya tıklayınız...

(İzin verdiği için Sayın Sucu'ya teşekkürler.)

Resmin kaynağı: TonTon George için Küçük Hikayeler: Dinosor

2 Eki 2006

ÇOK ÖNEMLİ BİR KANUN HAKKINDA...

-AB Uyum yasaları çerçevesinde- şu anda "Tohumculuk Kanunu" görüşülmekte...
Bugünkü Cumhuriyet'te Minibaş'ın yazısı...
"Tohumculuk Kanunu" hakkında Ağaçlar Net'de görüşler...
"Uslu olun, doğru durun" derdi büyüklerimiz...
Ne kadar zormuş, "us"lu olup "doğru" durmak...

3 Eyl 2006

"DUYULMUYOR" SANIYORSANIZ...

Bambaşka şeyler ararken karşıma çıkınca buraya almadan edemedim:

Malcolm Moore in Antalya — Pinocchio, Tom Sawyer and other characters have been converted to Islam in new versions of 100 classic stories on the Turkish school curriculum. — "Give me some bread, for Allah's sake," Pinocchio says to Geppetto …

Antalya'dan Malcolm Moore'un gönderdiği Pinokyo, Heidi ve Huckleberry Finn konusunu önce "Telegraph" haber yapmış... Sonra "MemeOrandum"; ("Political Web") bunu web'e taşımış.
Sonuncuda bu haberle ilgili olarak (ve son ikisi iki hukuk profesörü tarafından) yazılan yorumları görmek lazım...

Bridget / GOP Vixen: PINOCCHIO CONVERTS TO ISLAM
Peter Burnet / BrothersJudd Blog: THEIR SECRET WEAPON — Pinocchio and friends converted to Islam …
Alexandra von Maltzan / All Things Beautiful: Bashing Israel Sells
Ann Althouse / Althouse: Making Pinocchio, Huckleberry Finn, and Heidi into Muslims
Dr. Sanity: ALL THINGS APPEAR TO BE POSSIBLE FOR ALLAH

-Ben rastladığımda sayısı 5 olan- yorumların yer aldığı sayfa: http://www.memeorandum.com/060831/p22#a060831p22

Lawyer Cartoons, Law Cartoons, Lawyer Jokes

Lawyer Cartoons, Law Cartoons, Lawyer Jokes

31 Ağu 2006

"ENFEKTE" BİR İLETİŞİM ÖRNEĞİ: "ENFEKSİYON KAPMAK"

Televizyonda "üzücü" sabah haberleri... "Anjiyo" sırasında "enfeksiyon kaptığından" dolayı ölen hastaların haberi yayında. Yazılı basında da aynı deyim: "...anjiyo olurken enfeksiyon kaptıkları belirtilen"... Daha "ciddi" bir tanesinde: "...Hastanesi'ne sevk edilen hastaların anjiyoda enfeksiyon kaptıkları belirlendi"... Oysa aynı haber metninde olay konu ile ilgili doktorun ağzından nakledilirken doktor "hastanede bir enfeksiyon olduğu iddiası" deyimini kullanmış. Nasılsa bu bozulmadan verilmiş.
"Ajans haberi" diye kimse bakmıyor herhalde içeriğe... Heyhat!

30 Ağu 2006

BİR 30 AĞUSTOS SABAHI SOHBETİ: HARİTA OKUR-YAZARLIĞI

Bu sabah MAT ile İstanbul ve haritalar üzerine konuşurken laf "harita okur-yazarlığı"na geliverdi. "Bilgi-okuryazarlığı" döneminde harita okur-yazarlığını iyi bilenlerin çocuklarının şimdi "Google-Earth"leri mörtleri yaptığına değindik. Sordum:

-İyi de bizim gibi binlerce yıllık kültürün mirasçıları, "250 yıllık kültürlüler"in anladığı bu basit dile niye ilgi göstermemişler acaba?

MAT'ın yanıtı:

-Biz kıble ve keşişlemeye takılıp kaldık da ondan herhalde!

28 Tem 2006

"GELEN POSTA"DAKİ BASKICI MESAJLARDAN BİR TANESİ DAHA OLMAK YA DA OLMAMAK...

Bugünlerde hemen bütün dünyada e-posta kullanıcılarının birbirlerine iletegeldiği mesajlardan biri de Beyrutlu sanatçı Zena el-Khalid'in Lübnan'daki duruma dair yazdığı mektup... Ne var ki artık Zena ikinciyi seçtiğini söylüyor... Öyküsü şurada.

9 Tem 2006

BOYABAT'A BİR EL ATSAK...

Boyabat Endüstri Meslek Lisesi'nden gelen bir mesaj var:

Merhaba
Daha önce sizden; yapmış olduğumuz kütüphane için "Lütfen Bir Kitap" diyerek sizdenkitap istemiştim. Ülkemin duyarlı insanı sayesinde bir ayda 18000 kitap topladık ve kendikütüphanemizin ihtiyaçlarını karşıladık (yardım edenlerin listesi ve kütüphanemizinresimleri www.boyabateml.com adresimizdeki kampanya ile ilgili bölümde yayınlanmıştır)bununla da kalmadık şimdi köy okullarına kitaplık yapıyoruz. Bu nedenle size Ülkeminduyarlı insanına çok teşekkür ederim. Şimdi "yeter duralım" demek vakti değil çalışmayadevam önce kendi okulumuza sonra başka okullara olmak üzere bilgisayar laboratuarlarıkurmak istiyoruz ancak sizlerin bir bilgisayar alması mümkün olmayacağı için sadece birparçasını sizden isteyeceğiz. Eğer kitap gönderemediysen bir bilgisayar parçası gönderinlaboratuarımızda katkınız olsun. Biz her şeyi devletimizden bekleyerek çalışan bireyler değiliz. Ülkemin insanıyla birlikte de okulumuzun ihtiyaçlarını karşılayabiliriz. "Haydi Eğitime Bir Işıkta Siz Yakın"!
Her gönderenin ismi ve gönderdiği malzemeyi web sayfamızda yayınlayacağız.
İhtiyacımız olan Malzeme Listesi (20 Bilgisayarlık):
Parça Adı Özelliği / Açıklama İhtiyaç Miktarı
Ekran 17" LCD -20
Ana kart 775 Intel serisi 20
İşlemci P4 2, 66 veya üstü 20
Bellek 512 DDR bellek.. 20
Sabit Bellek 80 GB Hard disk 20
CD sürücü Combo veya DVDRW 20
Kasa 400W Airduct 20
Klavye F klavye PS/2 20
Mouse Optik Mouse 20
Hoparlör Düşük watlı USB 20
Disket Sürücü 20
Metin ÇALMAZ
Boyabat Endüstri Meslek Lisesi Müdürü
57200 Boyabat/Sinop
mcalmaz@hotmail.com
Tel:03683155645 (Santral) Tel:03683152518 (Direk Hat)
(Not: Lütfen tüm tanıdıklarınıza gönderiniz belki bir yardımseverin eline geçer)