İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eki 2015

KUZGUNCUK, KENT KÜLTÜRÜ TÜKETİCİLİĞİ

Cengiz Bektaş, hanidir Evrensel'de "Yaşama Kültürü" üst başlığı altında haftalık yazılar yazıyor... Kent, kent kültürü, kültürel kimlik, kültürel koruma konularında kendi süzülmüş bakış açısını kolayca özetleyiveren, kolay okunup, kolay anlaşılan, hazmının kolay olup olmadığını ise kolayca bilemeyeceğim güzel yazılar...

Mayıs 2015'deki bir yazısında Kuzguncuk'ta Bihrat Mavitan'ın atölyesine istenen ölçüsüz kira artışından da sözetmiş:

...Bizim Kuzguncuğumuzdan (Kuzguncuk büyüklüğündeki bütün yerleşmelerden) önce marangozlar gitti. Yasaya göre belli büyüklükteki güçten artığını kullananlar orada kalamazlarmış.
Sonuçta şimdi biz artık en küçük marangozluk işimizi yaptıramıyoruz. Ufacık bir saçak onarımı için, ya da masanın ayağını çaktırabilmek için on-on beş km nasıl gidelim?
Kısacası, benzin tutarı artınca taşınım tutarları artıyor. Taşınım tutarları artınca, bakkal-çakkal tutarları artıyor. İşyeri kiraları ödenemeyecek duruma geliyor. Kırk yıllık yerliler, kent çevresine, uzaklara taşınmak zorunda kalıyorlar.
(Tam bunları yazarken, kapı çalındı. Uzun süredir görmediğim bir Kuzguncuklu geldi. “Nerelerdesiniz?” diye sordum. Tam da yazdığım gibi uzaklara gittiğini söyledi, kira nedeniyle…)
Marangozlardan sonra küçük bakkallarımız kapandı birer birer.
Adlarını “market” koyup, çağa ayak uydurmağa çalışanlar gitmeyebiliyorlar  şimdilik.
Yalnızca yeme-içme yerleri duruyor, giderek onlara yenileri ekleniyor…
Sıra Bihrat’ ın işliğine geldi sonunda. Onun işliği için de ödediği kiranın dört katını öneriyorlar bu günlerde. Ne yapabilir Bihrat?
Yıllarca önce Agapi’ ye yalvarmıştım: “Gitme Agapi!” Şimdi, Bihrat’a bir şey diyemiyorum.
Cengiz Bektaş, aynı konuya devam ettiği ikinci yazısında ise şöyle diyor:

...Çok geçmeden Kuzguncuk’ta yaratıcılar kalmayacak…
Bu örnek çoğalırsa, bu böyle giderse, özellikle kültür-sanat açısından Kuzguncuk çöle dönüşecek. Şimdiden İstanbul’un birçok yeri gibi…
Yalnızca yiyip- içenler… Tüketiciler, tüketiciler…
Bu örnek size şunu düşündürdü mü biliyorum: Bütün Türkiye tüketiciye dönüşmüyor mu?
Başkalarının ürettiklerine bağımlı kalmıyor muyuz?
Kuzguncuk, eski Rumeli Fırını

Kuzguncuk, Abidin Mortaş Yalısı, yangından sonra "onarılıyor"...

Kuzguncuk, eski Nur Sineması

Tam da bu yazıların yazıldığı ilk bahar günlerinin birinde biz de Mehmet ile Kuzguncuk'a gitmiş ve gördüklerimize şaşırıp kalmıştık! Her sokakta, her köşede, her kesimden, her biçimde giyinip kuşanmış çiftler ve düğün fotoğrafçıları, adeta köşe kapmaca oynuyor! Kuzguncuk, bir fotoğraf-film seti ve bol "kafe", bol yeme-içme yerinden ibaret gibi görünüyordu...
"Eski Kuzguncuklu" zaten -Cengiz Bektaş'ın Kuzguncuk'a taşındığı yıllardan başlayarak- hızla kaybolmakta, yerini "yeni Kuzguncuklu"lara bırakmaktaydı. Şimdi onlar da yok gibiydi.
Bu yazıları okuduktan sonra şaşırmaya da hiç gerek kalmıyor işte...

19 Eyl 2014

SALT BEYOĞLU ve SADECE BEYOĞLU...

Geçen hafta sonu, SALT Beyoğlu'ndaki "Yazlık: Şehirlinin Kolonisi" başlıklı sergiyi gezdik... Biz hiç "yazlıkçı" olmamıştık ama gerçek İstanbul'un referans noktalarının gittikçe daha saldırganca yokedildiği günümüzde, çok tanıdık şeyler gösteren bu sergi, bu şehrin azap çeken bir hemşehrisi olarak, ruhuma şifa verdi sanki...
"Yazlığa Gitmeyenlerin Psikolojisi",
Refik Halid Karay'ın TAN
gazetesindeki "Günler Geçerken"
 başlıklı makalelerinden...
Yalnızca tanıdık şeyler göstermekten ibaret değildi elbette bu Sergi'nin katkısı. Mimarlık, heykel, hukuk, sosyoloji,sosyal antropoloji, felsefe, edebiyat, fotoğraf, video, sözlü tarih, ekonomi, karikatür, plastik sanatlar, dekorasyon, peyzaj... Kent kültürünün tüm bileşenlerini, "yazlıklar" etrafında ustalıkla hallihamur etmişler, içinde ne olduğu tam anlaşılmadan yenen güzel bir yemek gibi tepsiye koyup sunmuşlar... Birazı baktıkça, birazı da sonradan düşündükçe daha iyi farkediliyor ne çok disiplinin bir potada eridiği... Gerçi onlar daha az şeyin altını çizmişler:

"YAZLIK: Şehirlinin Kolonisi kapsamında mimari, hukuki ve edebî kaynaklar temelinde yürütülen araştırmalar, yazılı belge, çizim, fotoğraf, film, maket ve mobilyadan oluşan çeşitli malzemeyle sergiye aktarıldı. SALT Araştırma başta olmak üzere çok sayıda kurum arşivinden derlenen içerik, aile arşivlerinden seçkiler, güncel saha araştırmaları ve sanatçı işleriyle desteklendi."

O "edebi ve mimari kaynaklar"dan bazılarını ki Refik Halid Karay, Oktay Rifat, Cengiz Bektaş gibi imzalar var altında, giderken koparıp götürebiliyorsunuz da yanınızda!
Sedad Hakkı Eldem tasarımı şezlong...

Beni en çok etkileyenler: 
Sedad Hakkı Eldem'in Büyükada'daki tasarımı Rıza Derviş evinden gelen şezlong! O da Sedad Hoca'nın tasarımı imiş. Mehmet Tansuğ, bu Derviş'in Kemal Derviş'in babası olduğunu söyleyince bu ağır ve yerinden oynayamayan metal şezlonga tırmanan çocuklar da olabileceği aklıma geldi. Ama bir türlü Kemal Derviş'in çocuk halini gözümün önüne getiremedim nedense. Herhalde şık bir çocuktu, şu son günlerin fırtına koparan koton reklamındakiler gibi olmasa da. Sonradan SALT'ların babası Vasıf Kortun'a FaceBook üzerinden teşekkürlerimizi ilettiğimde, ona benzer daha bir sürü eşyanın olduğunu ama doğal olarak daha fazlasını sergiye getiremediklerini söyledi.
Zaten serginin bir bağlantı ögesi de bu oturma araç-gereçleri. Salonların dört bir yerine yazlık evlerde kullanılan çeşit çeşit sandalye, koltuk serpiştirilmiş. Plastik olanlar hariç! Kimi yazlıklarla birlikte yayılan plastik kültürünün aşağılanmasa bile sırtı da sıvazlanmamış özenle!

Ersen Gürsel! "Aktur" yazlık sitelerinin sergilendiği bölümde önce bütün tevazuu ile videoda gördük onu. Aktur'ların da onun tasarımı olduğunu bilmiyordum, bir kere daha sevgimiz ve saygımız arttı Ersen Ağabey'imize. Datça ve Bodrum'daki ilk Aktur'lar demek ki boşuna o kadar beğenilmemiş... 

Ve Mimar Abidin! 

Son derece sevimli ve yalın bir ev çizip, 1933 Mimar Abidin diye imzalayan bu mimar bizim kendisini tanıyamadan (1963'de ölmüştü)Kuzguncuk'taki yalısında ailesiyle komşu ve kiracı olarak yaşadığımız Y. Mimar Abidin Mortaş olmasın?
Zeki Sayar ile birlikte Arkitekt dergisini çıkaran, Abidin Mortaş!
Mortaş Yalısı- Kuzguncuk,
 Ağustos 2013
Ta kendisi! İyi ki Amcazade Yalısı'nın otel olmaya hazırlanırken Ağaoğlu elbiselerini giydiği şu zamanlarda, kendi güzelim yalısının da yeni sahiplerinin elinde ne idüğü belirsiz halini  görmüyor diye sevindim.
Sağdaki ve alttaki resimleri 2013 Ağustos'unda çekmişim... Açık yeşil yalıda Mortaş'lar oturur, hemen solunda, iki katlı olanda kiracı iki aile otururdu. (Sergide Oktay Rifat'tan alınmış içerikleri görünce biz ayrıldıktan sonra aynı dairede onların da oturduğu aklıma geldi...) Sonra yalı satılmış, arkasından da bir yangın! geçirmiş, nedense. 2013'deki durumu uzun süre harabe halinde duran yalıda bir garip inşaatın başladığını hatta bir de nöbetçi kulübe ile "korunduğunu"! gösteriyor. Şimdi onun önüne bir tahta perde çekili. İçerde ne olup bittiği hiç görülmüyor...
Amcazade Yalısı- 2013



Hiç yazlıkçı olmamıştık çünkü bu güzelim yerin yazında da kışında yaşam "hiç bitmese" türündendi. Kuzguncuk da özgün insan ve yapı dokusunu olabildiğine koruyordu o yıllarda... (60-70'li yıllar)
Solda da hanidir o kılıkta durup duran Amcazade Yalısı... Nedense şimdi daha çok farkedildi öyle olduğu, sosyal ağlarda feryat figan tepki alıyor...

Neyse, bir Sergi insanı nereden alıp nerelere götürüyor... Fakat başta da dediğim gibi ağır basan etki o kadar olumluydu ki, oradan çıkıp, Beyoğlu Belediyesi'nin Tepebaşı'nda açtığı Altın Eller  sergisini görünce "haydi bir bakalım bari" dedik! Bol bol ebru vb görürüz sanıyorduk. Daha ilk bir iki standda gördüklerimizin niteliği ve özgünlüğü şaşırtıcı derecede yüksekti. Gerçekten de Anadolu'nun hemen tüm görülesi el emeği ürünleri oraya kadar gelmişti. Altın Eller'de, Denizli standından -kulplarına bayıldım hem de sadece 5 lira- bir el yapımı makas, Trabzon, Sürmene'li Kanca Bıçakçılık standından da küçük bir sebze bıçağı aldık. Aynı standda Damascus Bıçağı denilen, çeliğin 500 ila 800 kez çekilip tekrar katlanmasıyla yapılmış, boynuz saplı, akıl almaz formlarda, dehşet verici bıçaklar da gördük. Milas'tan gelen el dokumalarında aklım kaldı...




("Kaçırmayın" diyecektim ama bitmiş, aynı yerde 8. Beyoğlu Sahaflar Festivali başlamış, 7 Ekim'e kadar devam edecek... "Sahafını Koru" sloganıyla festivali açan belediye başkanı, "siftah" olsun diye Atatürk'ün "NUTUK"u almış. Ne ilginç değil mi?)
Ekleme:
Bu resmi bugün FaceBook'daki Kuzguncuk sayfasında gördüm.2010'da çekilmiş. Petek Çırpılı Dalyan paylaşmış ve şöyle demiş:"Kuzguncuk, İstanbul’un Anadolu yakasında, Üsküdar ilçesi sınırları içinde Paşalimanı ile Beylerbeyi arasında Boğaziçi’ne açılan bir vadi içinde, gelişmiş huzurun simgesi bir semttir.. :))"
Bahsettiğim yalı yangınından sonraki durum, çok net gözüküyor, en soldan ikinci boşluk...
Kuzguncuk, 2010

22 Eki 2013

ŞURADAN BURADAN... GALATA'DAN...

Tatilin son günü eski bir dostla yürüdük Kabataş'tan Karaköy'e, oradan Perşembe Pazarı ve Galata'ya doğru...
Bilip de gidip görmediklerimizi gördük, görüp bilmediklerimizi de...

"Köfteci Cemal" Bey ve Perşembe Pazarı tarihi dokusundan arta kalabilmiş iki katlı köfte salonu...

Arkada Galata Kulesi, önde tarihi binalar, tepede baz istasyonları...
"Mutfak Dili Ev Yemekleri" esnaf lokantası...
("Kapalı"hali...)
Dili olsa da anlatsa...
Açılır-kapanır tezgahı geleneksel mimarideki arasta-dükkan yöntemini çağrıştırıyor...
Galata Mahkemesi Sokak köşesi ve Arap Camii



Arap Camii...
İlk yapımı İS 715... Bizansı almak isteyen araplar...
Sonra Batı Roma'ya bağlı kilise dönemi...
Sonra Osmanlı camii...

Müthiş bir yapı...




Dolmabahçe Camii Müezzini diye tarihe geçen müezzinin yeni çalışma mekanı, Arap Camii ve "Müezzin Mahfili"

Aylak Sokak girişi/köşesi
Kendini köşeye başarıyla uyarlamış bir apartman,
Altında "Görkemli Restaurant"!
Duvarları resimli, perdeleri simli...

Tam Gülsün Karamustafa'lık...
"SUMA cafe"de "VANDALFUL" sergisi.
Konusu: Street Art!

Kart Çınar Sokak...
1250 tarihli Podestat'nın karşısına 1770'lerde yapılan St. Pierre Hanı ve duvarındaki armalar...
Andre Chenier'in burada doğduğu levhası...

Kamondo Merdivenlerinin bittiği yer!

Arkadaşım, eski İngiliz Karakolu'na gidelim istiyordu ama
yolumuz bizi sski İngiliz Deniz Hastahanesi'ne getirdi!

"British Seaman Hospital"- 1904
Mimarı H. Percy Adams...


2001'den beri adı "Prof. Dr. N. Reşat Belger Beyoğlu Göz Eğitim ve Araştırma Hastahanesi"...
Girişteki podima zeminde İngiliz denizcilerinden izler...
Hastane bahçesine taşınmış bir Osmanlı çeşmesi...
Bereketzade Mescidi...



Camekan Sokak'ta
"Cherrybean Cafe" x "Cherry Bean Coffee"
















Daha sonra Galata Kulesi, Kuledibi tarikiyle Serdar-ı Ekrem Sokak'ta yürümeye devam ettik... Son durak, yaratıcı tasarımı ve farklı kurum kimliği ile bir dükkandan çok bir toplumsal buluşma noktası olmaya hazırlanan "290 Square Meter" idi...

-Güzergahımız üzerindeki yapıları "TAS-ISTANBUL Galata"sayfalarında daha güzel ve ayrıntılı görmek mümkün!-



18 Oca 2012

TAKSİM MEYDANI İÇİN PLANLANANLAR!

Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla yapılması planlanan Taksim Projesi, meydana çıkan bütün yolları dalma tünelleriyle çevirecek. Taksim’i yayalaştırmaktan çok insansızlaştırma anlamına gelen projeyle ilgili basın açıklaması yapan Taksim Platformu, “Türkiye diktatörlüğe gidecekse bunun sembolü Taksim olacak” diyor.
Mimar, mühendis, şehir plancıları ve birçok yerel derneğin oluşturduğu Taksim Platformu, bugün bir basın açıklaması gerçekleştirerek, Taksim Projesini değerlendirdi. Taksim Meydanı’nı adeta ulaşması imkânsız bir yer haline getiren proje, Taksim’i dalma tünel surlarıyla çevreleyecek.
“Proje Taksim’in etrafını tünellerle çeviriyor”
Kamuoyundan ısrarla gizlenen projenin, yayınlanmış olan kısımları üzerine değerlendirmelerde bulunan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Güzin Kaya, projenin yayalaştırma projesi olarak tanımlandığını ancak gerçeğin çok farklı olduğunu söyledi.
Taksim’e çıkan 8 yolun yedisinin dalma tünelleriyle kapatıldığını belirten Kaya, etrafı oyulan meydanın tek tutanağının İstiklal Caddesi olduğunu dile getirdi.
Bu sayede Taksim’in çevresinde kopmuş ulaşımsız bir meydan haline getirileceğini vurgulayan Kaya, Taksim’de yeşil alan yapılacağı söylenen alana yapılacak tüneller dolayısıyla ulaşmanın çok zor olacağını ifade etti.
Gümüşsuyu böyle (!) olacak...


“6 ayda karar verebilecek kurul 1 haftada onayladı”
Gümüş’ün ardından söz alan Prof. Dr. Betül Tanbay ise, projenin ısrarla kamuoyundan gizlendiğini, müzakere sürecinden ısrarla kaçınıldığını söyledi. Başbakan’ın projesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi İl Genel Meclisi’nde oy birliği ile geçtiğini hatırlatan Tanbay, 6 ay içinde karar verebilecek olan Koruma Kurulu’nun büyük bir skandala imza atarak bir hafta içinde projeyi onaylamasına tepki gösterdi.
Meydanın etrafının proje sonrası tamamen arabalar ve dalış tünelleriyle çevrileceğini belirten Tanbay, “Siyasiler Taksim’e araçlarıyla geldikleri için meydanı bilmiyorlar. Buraya yürüyerek nasıl gelinebileceğinden haberleri yok. Proje Ankara’da ya da bilgisayar başında hazırlanamaz” dedi.

Haberin devamı ve kaynağı şurada!

13 Nis 2010

Bogaziçi'ne inen bulutlar /Clouds landing in the Bosphorus

 Dün sabah Boğaziçi denize inen ve Marmara'ya doğru koşan bulutlarla kaplıydı... Bu kadar yıllık İstanbullu olup da bugüne kadar hiç görmediğimiz bir manzaraydı bu...





Posted by PicasaYesterday morning the Bosphorus was full of clouds those landed in the sea... It was amazing...

Şurada da kısa bir videosu var durumun: Video  of the same view...

17 Şub 2010

ISTANBUL PHOTO CONTEST

Istanbul Photo Contest yarışmasının yaratıcısı Nurdoğan Şengüler : "İstanbul'un tanıtım ve pazarlanmasında kaliteli fotoğraflarla yine yabancıları ve onların network'ünü tanıtıma katıyoruz. Yani bir çesit Youtube örneği. Onlar üretiyor, onlar sitelere yüklüyor ve onlar kendi networklerini yarışmaya davet ediyor." demiş Turk Internet.Com 'a...

2 Mar 2007

İSTANBUL TURİZMİNİN YAKIN GELECEĞİ

Mehmet Ata TANSUĞ


İstanbul turizminin son beş yıllık dönem için, sayısal tarifi "4,5-5 milyon" aralığında ve "ülkeye gelen yabancıların %23-24'ü" olarak verilebilir. Bu sayılar uzun zamandır çeşitli nedenlerden dolayı aşılamıyan bir gerçek durumundadır. Bu gerçeğin aşılması konusunda ciddi bir çabanın olduğu da söylenemez. İstanbul'un "tanınırlığı" özgüveni üstüne kurulu içine kapalı ekonomi dönemi yaklaşımı ne kamu sektöründe ne de özel sektörde değişmiştir. Bu değişikliğin olmama nedenlerinden en önemlisi herhalde gerçek anlamda ekonomik getirinin önemsenmemesinden kaynaklanmaktadır.

Bürokrasinin "Nasıl olur, nasıl önemsenmez?" tarzındaki "refleks itirazları" ile üstesinden gelinemiyecek bir ihmalin açık şekilde önümüzde durduğunu görmemiz gerekir. Bu ihmalde en önemli etken, değişimi algılamayan sektör mensuplarının "uyku halidir". Devletin turizm gelir kaynağı olarak, kıyılara yönelmesinin ardından, unutulan şehir turizmi ve dolayısıyla ‘’İstanbul turizmi", kıyılarda oluşan, ilk krizde tekrar hatırlanmışsa da günümüz yaklaşımlarına uygun ‘’rekabet’’ koşulları gereği alt yapı eksiklerinin tamamlanması sonucu ancak bir işe yarayabilir.

Bu konuda bir örnek dahi durumu kolayça açıklığa kavuşturacaktır. Yakın zamana kadar paket turlar ile satılma alışkanlığı olan şehirler, günümüzde "uçak+otel" formülüyle satılabilmektedir. Kısaca pazarlama kanalı değişmiştir. Daha doğrusu sanayi toplumu pazarlama teknikleri, hızlı bir şekilde bilhassa bu sektörde bilgi toplumu araçlarını kullanır duruma gelmiştir.

Sektör işletmelerinin taşıdığı KOBİ ve aile işletmesi yapısal özelliklerinin getirdiği engellerin aşılması için, iç dinamiklerin harekete geçirilme zorunluğu var. Bu zorunluluk "dernek" seviye ve görüş açısıyla maalesef aşılamamaktadır. Bu noktada aşılamayan sadece İstanbul'un kırk yıllık "potansiyellikten kurtulamayan" turizmi değil, bir türlü harekete geçemeyen, "birden fazla" ekonomik faaliyetin oluşturacağı değerlerdir.

Şehir turizminin rekabet ortamında öne çıkmasını sağlıyan faktörlerin fiyat rekabeti dışında neler olduğu bilinmeli ve sürekliliği sağlanmalıdır. Bu noktada devreye "3E" girmektedir; kıyı turizminin "3S"sinde olduğu gibi, bu unsurların birinde aksama olduğunda işlerden verim alınamadığı görülmüştür.

"3E" açılımı; "Education": "Eğitim/kültür, "Entertaintment" (eğlence-yeme içme dahil), "Enthusiasm" : "Heyecan, ilgi, çoşku" bu kısaca kıyı turizmine ("sea, sun, sable")denk düşen asgari koşul tarifinin karşılığıdır. Şehir turizminin "3E" faktörlerinin ötesinde
Kongre, alışveriş, spor, sağlık vs. birçok alt başlıkları da olduğu bilinmektedir. Bu turizm manivelalarının tamamına yakının kullanılmadığı şehir, bölge veya destinasyonlarda, turizmin "T"sinin dahi sektörel faaliyet olmadığı yaygın olarak bilinmektedir. Tarihi veya doğal değerlerin rüzgarına dayanan yaklaşımlarla günümüzde turizm faaliyeti yürütmeye çalışmak "amatör’’deyimine dahi layık görülmemektedir.

Günümüz turizmi şehir, bölge veya destinasyon esaslı pazarlama ve bunun rekabetçi tutum ile sürdürülmesi demektir. Bu gerek merkezi yönetim gerekse yerel yönetim bürokrasinin kendi başına karar alma veya yönetme tekniklerini kullanmasıyla "imkansız"ı işaret etmektedir.

Günümüzün "iyi yönetim" yaklaşımları kamusal yetki alanın özel sektör ile işbirliğini zorunlu kılıp, yeni modelleri hayata geçirme üzerinde birlikte çalışma ve araştırılma yapılmasını gerektirmektedir. Modeller, sektör temsilcilerinin sivil toplum yaklaşımının ötesinde birlikte çalışma koşullarını zorunlu kılmaktadır. Günümüzde kamu yaklaşımı, bürokrasinin hakimiyetinin ötesinde, işi "yapanlar"ın ve "bilen"lerin yürütmede ortak olduğu yaklaşımlara uygun şekillenmektedir.

İstanbul'un, gerçekten turistik bir cazibe merkezi olması isteniyorsa, turizmin ekonomik faktör olarak ülkeye artı değer katkısı bekleniyorsa kısa dönem yol haritalarında aşağıdaki yaklaşımlara önem verimelidir:

* İstanbul turizminin uluslararası areneda başarı araması zorunlu ise vilayet, belediye,
ticaret odası, sektör ve yerel STK temsilcileri hatta bu konuda yararlı olacağına inanılan fertlerin dahil olduğu karar alıcı ve yürütücü "koordinatör" bir kuruma gerek vardır.

* 2010 Kültür Başkenti Projesi'nin önemli bir yönü olan "kültürün İstanbul yaşamında yaygın biçimde yer alması" ögesinin, günümüz şehir turizminin önemli bir unsuru olduğu da hatırda tutulmalıdır. Bu açıdan 2010 için kurulacak yapı, orta vadede şehir tanıtımı ve turizmi ilintili ekonomik işlerinin süreklilik kazandığı bir kurum olarak devam etmelidir.

* Yukarıda tarifi yapılan "koordinatör kurum", koordinasyon ve yönlendirme fonksiyonlarını içermeli, diğer alt kuruluşlar ise konuları veya ilgi alanları içinde faaliyetlerini yürüten bağımsız birimler olarak kalmalıdır. Bu tarz teşkilatlanma, kültürel oluşumun kalıcığını, tanıtımın yerel ve dinamik yapısının sürekliliğini, 2010 vesilesiyle başlıyan birçok faydalı birikim ve girişimin yaşam bulmasını sağlamış olacaktır.

* 2010 kültürel etkinliğinin turizme yansıması samimiyetle arzu ediliyorsa KDV oranı önce 2008 yılında % 8 indirilmeli, 2009 yılında da bu kurum bütçesinde kullanılacak şekilde % 3 oranında konaklama vergisi yürürlüğe konulmalıdır.

* Böylesi bir kurumu büyük şehir belediyesi olan yerlerde mevcut kanunlardaki düzenleme imkanları kullanılarak, -örneğin kalkınma ajansı ve yerel hizmet birlikleri kanunlarındaki düzenlemelerden yararlanarak -yeni kanun dahi çıkarılmadan, faaliyete geçirme imkanı bulunmaktadır.