PDA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PDA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şub 2013

Bugünkü Milliyet'ten: "PEMBE DEVRİM"

Herşey bu 3 pembe ile başlamıştı...
Bugünkü Milliyet'te Pembe Domates Ağı hakkında ayrıntılı bir haber var. Başlığını çok sevdik: "Pembe Devrim"!

Ceren Büyüktetik, hazırladığı haberde en can alıcı konulara değinmiş. Doğal mı organik mi? bağlamında...
Ayrıca balkonda tarım, kent tarımı, yerel ve doğal tohumların korunması konusunda da... Pembe Domates Ağı'nın varlık nedeni tam da bu işte...
(Bize ait bir cümlede bahsi geçen "3 pembe tohumu", esasen "3 pembe domates" olacaktı, "olacak o kadar" diyelim...)

4 Ağu 2012

PATLICANIN ERKEĞİNDEN, TABAĞIMIZDAKİ HAYVANATA...

Bu Cumartesi sabahı rastladığım bir yemek sitesinde patlıcanın da dişisi ve erkeği olduğunu, erkek patlıcanın daha az çekirdekli olduğuna dikkat çekildiğini görünce şaşırıp kaldım...
Dibinde içeri doğru bir boşluk olanı erkek, olmayanı dişi!
Kaynak: LearnHowtoCook.com Pek güzel bir site!...

Her türlü ayrımcılığa karşıyız ya -değil miyiz yoksa? Biraz kanıma dokundu doğrusu.
Sen kalk, masum sebzelerde de cinsiyet ayrımcılığı yap...
Haydi kalkan balığında buna hep dikkat edilmesine alışkınız diyelim. Zaten eski bolluğu da olmadığı için sorun değil.
Ama alt tarafı patlıcan yahu... Çekirdeksizini alacağız diye bu saatten sonra patlıcanların dibine mi bakılacak şimdi?

Zaten sıra tüketime geldiğinde cinsiyet ayrımcılığı bir tarafa, ne doğaseverlik, ne hayvan dostluğu akla geliyor. Balıkların boyunu ölçüp duruyoruz ama onun da dibine indiğimizde daha lezzetlisini yiyebilmek için yetişkin hale gelmeleri ve nesillerini sürdürmelerine izin vermemiz gerçeği yatmıyor mu? Yatıyor...

Jonathan Safran Foer, -okuyabilecek miyim, henüz karar veremedim çünkü hele denizden çıkanlarından hiç vazgeçemeyebilirim- "Hayvan Yemek" kitabında işte bunları birer birer yüzümüze vuruyormuş...

"Neden kuzu eti yiyoruz da köpek eti yemiyoruz? 
Köpeklerini seven Fransızlar, bazen atlarını yer. 
Atlarını seven İspanyollar, bazen ineklerini yer. 
İneklerini seven Hintliler, bazen köpeklerini yer. 
Peki ya siz, hangi hayvanları seviyor, hangilerini yiyorsunuz?"

diyormuş Foer.

Yemek kültürü araştırmacısı, akademisyen, gezgin, yazar, radyocu, ürettiği herşey çok lezzetli arkadaşım Güzin Yalın da Açık Radyo'da yıllardır (her Cuma 14.00-14.30) büyük zevkle dinlenen "Mutfaktan, Tabaktan, Sokaktan" başlıklı sözel/müzikal programında dün tam bu konuya parmak basıyordu. (Yalın'ın kendi kurduğu "Ruhun Gıdası Kitaplar"ın yayınları arasında aynı başlıkla bir kitabı da var!)

"-Çekirge, böcek yiyenlere 'ııığğh' diyoruz ama biz de sakatat yiyoruz" diyerek son çıktığı Afrika gezisinden yemek örnekleri veren Yalın, bu programının kayıtlarını galiba "podcast" yapmıyor. Şimdi onu merak edenler olursa bari Cazkolik'te gezi yazıları, fotoğraflarıyla caz seçkilerini birleştirdiği "Mutfaktan ve Hayattan Caz Masalları" sayfasının adresini vereyim ve kaçayım! http://www.cazkolik.com/GuzinYalin

Mesele hangi hayvanı ne kıvamda yemek ya da yememek meselesi değil elbette...
Belki dişi patlıcanı da hiç yerinden kopartmamak mı?
Peki ya acaba bizim pembe domateslerin bu bağlamda durumu nedir?
Bilemiyorum...

Neyse işte, bu da böyle bir Cumartesi sabahı izi olsun...

26 Oca 2009

DOĞA BİLGİSİ ESKİR Mİ?

"...Vergilius, Çiftçilik Sanatı'nda ayrıca, doğal olaylarla ilgili görüşlerini belirtirken, zengin bir Roma folkloru bilgisi de aktarmış olur. Bilgileri eskimiş olsa da, İ.Ö. 30 yılında yazılmış bu kitap, doğa tutkunlarını heyecanlandırmayı bugün bile başarabilmektedir."

Vergilius; "Çiftçilik Sanatı"nın çevirmeni böyle diyor... Heyecanlananlardan biri de biziz anlaşılan. Ama asıl şimdi daha çok heyecanlandım ben... O da "doğa bilgisinin eskimesi" olgusu... Bilgi eskir de doğa bilgisi eskir mi? Eskiyen doğa hakkında bildiklerimiz mi?

"...Şüphecilik antikçağda bitmiyor. Günümüze gelinceye kadar onun
çeşitli biçimlerine rastlayacağız. Özellikle Descartes, Hume, Kant,
Comte gibi ünlü düşünürlerin şüphecilikleri bizi şaşkına çevirecek.
Hele rönesans şüpheciliğini ibretle izleyeceğiz. Bütün bu
şüpheciliklerde ortak olan iki büyük yanılgı (hata)'dır: İlk
yanılgıları nesnel gerçekliğe yanlış bir anlam vermeleri ve onu son
(değişmez, başkaca hiçbir bilgiyi gerektirmez) bilgi saymalarıdır.
Oysa böyle bir bilgi yoktur. Bilgi süreci de, kendisinden yansıdığı
evrensel yaşam gibi, sonsuzdur ve sürekli olarak gelişmektedir.
Sonsuza kadar da gelişmeye devam edecektir. Bilgiye son çekmek,
sonsuza son çekmek demektir ki olanaksızdır. Evrensel gelişme nasıl
sonsuzsa, onun bilgisi de elbette sonsuz olacaktır. Belli bir yere bir
zamanlar yirmi saatte giden tren teknik gelişme sonucu bugün dört
saatte gitmektedir. Bir zamanlar trenin o belli yere yirmi saatte
gittiği nasıl kesin (saltık) ve doğru bir bilgiyse bugün dört saatte
gittiği de öylece kesin ve doğru bir bilgidir. Her ikisinden de
şüphelenilemez. Yarın bu süre belki de çok daha kısa bir zamana
inecektir. Bilgi bu anlamda görelidir ama, tarihsel olarak (eşdeyişle,
bilgi sürecinin belli aşamalarına tekabül eden belli tarihlerde) kesin
ve saltıktır. Her göreli bilgi saltıklığını da birlikte taşır..."

"DÜŞÜNCE TARİHİ"- Orhan Hançerlioğlu, Altıncı Basım: Eylül 1995, Remzi Kitapevi.

21 Nis 2007

DÜNYA GÜNÜ 2007

Kim Demiş Dünyayı Değiştiremezsiniz Diye?
Bir Tek İnsan Bile Dünyayı Değiştirebilir!
Denis HAYES - 1970
Earth Day
Amerikalı '68'li Denis Hayes'in dünyayı değiştirme hareketi "Earth Day"; "Dünya Günü": 22 Nisan 2007 devam ediyor. Doğru, "bir Bush" bile dünyayı değiştirmeye devam ediyor. Ne ki "olumludan yana değiştirme"ye azimliler de var hala... İşte bir tanesi, ÇEKÜL, bu Dünya Günü'nü İzmit'te dikim şenliği ile sürdürüyor... Biz de PDA ile yola devam edelim...