Bilgi Çağının Hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgi Çağının Hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haz 2013

AKIL ALMAZ GÜNLER... ve NERUDALI BİR YAYIN


24 Haziran 2013 Pzt. Canlı Yayın Konuğu: KEREM ALTIPARMAK



24 Haziran 2013, Pazartesi sabahı, 10.30-11.00 Bilgi Çağının Hukuku programında canlı yayınla Ankara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Kerem Altıparmak'a telefonla bağlanıp son zamanlarda gündemde olan sosyal medya ve yasal düzenlemeler konusundaki görüşlerini ve henüz döndüğü Brüksel'de yapılan "The Speak Up! 2" Freedom of Expression and Media in the West Balkans and Turkey" başlıklı toplantıda neler olup bittiğini sorduk.

Program arasında Şili'li bir dost, Dr. Carmen Velasco'nun yolladığı parçayı çalıp şu günlerde iyice ufalan dünyada biz de Türkiye'den, Açık Radyo'dan Şili'ye, Brezilya'ya, dünyaya bir selam yolladık!

Pablo Neruda'nın "Alturas de Macchu Pichu"; "Macchu Pichu'nun Doruklarından..." şiirini besteleyen ve albümlerine de aynı adı veren Şili'li grup Los Jaivas, "Sube a nacer conmigo hermano"; "Benimle Gel Kardeşim" diyordu!

(Ayrıntısı burada. Videosu da yukarıda!)


17 Haziran 2013 Pazartesi: AÇIK RADYO GEZİ ÖZEL YAYINI!

Murat Lostar ile niyetimiz bugün Şebnem Ahi, Aslı Tunç ve Vedat Gürer ile daha önce kaydettiğimiz
programlardan birini yayına almaktı... Ama 15 Haziran'dan beri yaşananlardan sonra bunu yapamazdık.
Bu yüzden, bugün Bilgi Çağının Hukuku'nun yayın saati olan 10.30-11.00 arasında da Ömer Madra ve
Can Tombil'in "Açık Gazete" ve devamında üç gündür neredeyse "non-stop"yapageldikleri Gezi PArkı
Özel Yayını yer alacak...
Bkz: Açık Radyo, "Gezi Parkı Günlüğü"

5 Eki 2012

"DEFENDING BIG DATA" / KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA

Kişisel alanın giderek yokolduğu, insanların birer "şeffaf veri nesnesi" haline geldiği günümüzde asıl sorunlardan biri de saklı tutamadığımız kişisel bilgilerin kimler tarafından nasıl kullanıldığı elbette. Bir "Big Data"dır gidiyor. Kimilerinin "veri bombardımanı", kimilerinin de "en önemli sermaye", kimi devletlerin de dünyanın asayişini kontrol altında tutmak için "elzem malzeme" olarak gördüğü, akla zarar hacimde bir o kadar da ucuza depolanabilen, viral yolla kümüle olan, çok çeşitli ve doğruluğu belirsiz sayısal veri yığını... Son zamanlarda bunun korunması ve nasıl kullanılabileceği konusu gene öne çıktı. Asil ya da menfur amaçlarla kullanıldığı çok iyi bilindiği için olsa gerek...

Ama pragmatik Amerikan iş dünyası bu konuya hayli kaygısız yaklaşıyor. "Bizim profilimizin çıkarılmasına engel olacak hiçbir yasal düzenleme yok ki zaten" diyen Charles Duhigg gibi tıpkı. Aslında bir New York Times muhabiri olan Duhigg, "The Power of Habit" ("Alışkanlığın Gücü")  başlıklı kitabında alışkanlıklarımızı nasıl değiştirebileceğimizin ipuçlarını verirken bu gibi insan davranışlarının iş dünyası için nasıl önemli veriler oluşturduğuna da dikkat çekiyor.

Bu kitabından bir uyarlama biçiminde gene NYT'da yazdığı "How Companies Learn Your Secrets" ("Şirketler sizin sırlanızı nasıl öğrenir?")  başlıklı makalesinde ise değişen alışveriş alışkanlıklarıyla ne gibi kişisel bilgilerin "açık edilebileceğini" ve bunların ticaret/iş dünyası tarafından nasıl öğrenilip kullanılacağına, satışları nasıl artırabileceğine dair "başarı öyküleri" anlatıyor. (*)

"Law Technology News" dergisinin Ekim 2012 dijital versiyonunda ise bu konu (Defending Big Data) ve Duhigg'in kitabı "Ayın Konusu" olarak ele alınmış... (Sonuncuyu görmek için bu yayına çevrimiçi abone olunması gerekiyor!)

-Bugün Açık Radyo'daki "Bilgi Çağının Hukuku" programında, yılların bilgi teknolojileri uzmanı Sinan Oymacı konuğum olacak. Onunla yeni projesi "Kurumsal İçerik Yönetimi" hakkında konuşacağız. Şirketlerin kendi bilgilerine doğru dürüst sahip çıkması ve onları iyi değerlendirmesi ve bu konunun hukuki boyutları hakkında kısacası. Bu sabah erkenden bu program için konu başlıkları hazırlarken rastladığım yukarıdaki içerik ile uzunca süre uğraşınca buraya da bir özet düşmeden geçemedim! "Big Data" konusuna gene devam edeceğim...-

(*) Şu video da bu konuyu hap haline getirmiş: How Companies Learn Your Secrets?



7 Ağu 2011

DOĞANIN BİR ÜRETİM ARACI DEĞİL, HAK ÖZNESİ OLDUĞUNU GÖREN BİR ANAYASADAN BAŞLAYARAK…


Av. Avniye Tansuğ
Pembe Domates Ağı

Yoğun kentleşme içinde sağlıklı beslenme mümkün mü? Hem hayır hem evet! Emektar Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi, bundan 63 yıl önce “gıdaya erişim hakkı”nın bir temel insan hakkı olduğunu duyurduğunda, kirlenmiş toprak, su ve hava, genetiği değiştirilmiş tohumlarla yapılan endüstriyel tarım ve hayvancılık, GDO’lu gıdalar gibi sorunlar yoktu. Amaç, ekonomik çöküntü yaşayan dünyada açlığa çare bulmaktı. İşte doğayı bir üretim aracı, bir “kaynak” olarak kullanan ve klasik paradigmalarla “sürdürülen” endüstriyel üretim ve dağıtım sistemi bu gerekçeyle dünyayı bugün tanık olduğumuz büyük çevresel çöküntüye taşıdı, “açlık” ise sürüyor. Öte yandan sağlıksız beslenmeden temellenen, metabolik sendrom; obezite ve kanser ürkütücü boyutlara ulaşıyor. Onlar da tıp ve ilaç endüstrisinin rantiyeci bölümünü besliyorlar. Bu düzen, “sürdürülebilir kalkınma”, “yönetişim”, “sürdürülebilir kent”, “kentsel dönüşüm”, “organik”, “iyi” gibi çok yüzlü kavramlarla “sürdürülüyor”. 

Oysa geçen 63 yıl içinde daha pek çok uluslar arası sözleşme, iç hukukta da anayasal ve yasal düzenleme yapıldı. Şimdi gıdaya erişim hakkı sağlıklı gıda güvencesi ve bilgiye erişim başta olmak üzere bağlantılı olduğu diğer yeni haklarla iç içe. Bu tablo içinde endüstri-yoğun kentlerde sağlıklı beslenme ancak bedeli yüksek doğal besin maddelerine erişebilmekle mümkün. Öte yandan “organik” etiketli ürünler artıyor. Yakın gelecekte rafların onların endüstriyel olanlarıya dolacağını söylemek kehanet olmaz. Çünkü doğal ve yerel tohumların genetiği üzerinde türlü çalışmalar yapılırken (ki içinde bulunduğum “Pembe Domates Ağı”nda bunu yaptırmamak için çok mücadele verdik) bir taraftan da hibrit tohumlarla besin değeri düşük “organik” ya da “hiç yoktan iyi” türü üretim başlamış durumda. Çoğunluk kentli ise ucuz, sağlıksız, lezzetsiz, fabrikasyon gıda maddeleri ile yetinmek zorunda. Okul kantinlerinde satışına izin verilenlerin içinde hâlâ GDO’lu gıdalar var. Bireysel olarak da herkesin yapabileceği şeyler var, bunun için Permakültür Türkiye, Fikir Sahibi Damaklar, Lüfer Koruma Timi, Toprak Ana, Başka Bir Gıda Mümkün gibi halkın doğru bilgilenmesine önderlik eden oluşumların seslerine de mutlaka kulak verilmeli.

Bu duruma yasal düzenlemelere aykırı bir biçimde mi gelindi? Yoksa yasalara gayet uygun fakat yaşam etiğine ve doğaya ihanet edilerek mi? Esasen köklü bir değerler dizisi değişimi ile ülke çıkarlarına dönük çevre, tarım, tohum politikalarının yeniden ve çok disiplinli biçimde belirlenmesi gerekli. En başta anayasada doğayı bir hak öznesi olarak ele almalı. Yürürlükteki düzenlemelere bakıldığında öncelikle 4982 s. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nda bilginin kapsamı tüm yönetim işlemlerini kapsayacak ve GDO’lu, nişasta bazlı şekerli ve diğer sağlığa zararlı ürünler konusunda bilgi edinilmesine de engel olan ticari “sır” kavramını daraltacak biçimde değişiklik yapılmalı. 5553 s. Tohumculuk Kanunu ile yerel tohumlara ve küçük çiftçiye getirilen engel kaldırılmalı. 5977 s. Biyogüvenlik Kanunu GDO’lu ürün ithalatını tümden yasaklayacak, kültürel ve doğal sitleri gerçekten koruyacak bir düzenleme haline getirilmeli. HES’lere, nükleer santrallarla göz göre göre geçit verilmemeli…

Unutulmamalı ki, en büyük yaptırım, doğa kanunlarının yaptırımıdır…

[Güncel Hukuk Dergisi, Ağustos 2011, "Yaşanabilir Bir Çevre" dosyası için...]

10 Eki 2010

“Fransa ve Türkiye’de Şebeke Kamu Hizmetlerinin Regülasyonu” Kitabı Hakkında...



Çağla Tansuğ’un kaleme aldığı ve Fransa’da, L’Harmattan tarafından Fransızca olarak yayınlanan “La régulation des services publics de réseau en France et en Turquie” (“Fransa ve Türkiye’de Şebeke Kamu Hizmetlerinin Regülasyonu”)[1] kitabı, elektronik haberleşme ve elektrik sektörlerinin regülasyonunu ve bu sektörlerdeki düzenleyici kurumların yapılarını, Türkiye ve Fransa örneklerini ele alarak inceleyen bir karşılaştırmalı hukuk çalışması. Bu kitap, yazarın, Haziran 2009’da, Paris-1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde savunduğu ve “jürinin üstün başarı ve takdir derecesi” ile hukuk doktoru unvanını almasını sağlayan doktora tezine dayanılarak hazırlanmış. Kitabın ilk bölümünde, hem Fransız hem de Türk hukuk sisteminde “kamu hizmeti” niteliği taşıdığı uzun yıllar boyunca kabul edilen elektrik ve elektronik haberleşme hizmetlerinin sunulduğu sektörlerde, regülasyon faaliyetinin ortaya çıkışı inceleniyor. Bu iki sektörün, Fransa’da ve Türkiye’de rekabete açılışı sürecinde geçirilen aşamalar ve bu sektörlerde yürütülecek regülasyon faaliyeti tanımlanırken belirlenen hedefler, tespit edilen kriterlerden hareketle karşılaştırılıyor. Her iki ülke söz konusu alanlarda Avrupa Birliği düzenlemeleri ortak paydasında buluşuyor olsalar da, kendi kanunları aracılığıyla ortaya koydukları tutumların farklılığına dikkat çekiliyor.
Eserin ikinci bölümünde ise regülasyon kurumları irdeleniyor. Özellikle BTK ve EPDK ile bu iki kurumun Fransa’daki muadillerinden yola çıkılarak regülasyon kurumlarının faaliyetlerinde tarafsızlık sağlayacak şekilde yapılanmaları, benzer nitelikteki diğer idari birimlerle ve özellikle de rekabet kurumlarıyla ilişkileri, sahip oldukları yetkilerin içeriği ile aldıkları idari kararların yargısal denetimi gibi, ülkemizde de tartışma konusu olan hususlar ele alınıyor. Regülasyon kurumlarına ilişkin ikinci bölümünün Türkçeye de çevrilmesi düşünülen bu kitabın tamamının dijital versiyonuna internet üzerinden ulaşmak da mümkün:

Arka Kapak Yazısı:

“Gérard MARCOU’nun önsözüyle, http://www.editions-harmattan.fr, 2009, 614 s.
Fransa ve Türkiye çok benzer bir kamu hizmeti geleneğine sahiptir. Bu hizmetlerin bir kısmının –özellikle de telekomünikasyon ve elektrik hizmetlerinin– rekabete açılması için her iki ülkede kanunkoyucuların tercihleri de paralellik arz etmiştir: idari bir faaliyet olarak regülasyon ortaya konmuş ve bu faaliyeti ilgili sektörler özelinde gerçekleştirmekle yükümlü bağımsız otoriteler oluşturulmuştur. Ne var ki bu iki hukuk sistemi arasındaki farklılıklar regülasyon faaliyetine yaklaşımda, belirlenen hedeflerin içeriğinde ve bağımsız idari otoritelerin kuruluşu ile işleyişine ilişkin kurallarda kendini göstermektedir.”
 
Yazar Hakkında:  Çağla Tansuğ, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1999’da, aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Yüksek Lisans Programı’ndan 2001’de mezun oldu. “İdari Sözleşmelerde Tahkim” konulu yüksek lisans tezini Prof. Dr. Yıldızhan Yayla danışmanlığında hazırladı ve savundu. 2002-2003 döneminde Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde Avrupa Ülkeleri Karşılaştırmalı Kamu Hukuku Yüksek Lisans Programı’nı tamamladı.  Tansuğ, Doktora tezini Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’ne kayıtlı olarak Prof. Gérard Marcou danışmanlığında hazırladı. “Fransa ve Türkiye’de Şebeke Kamu Hizmetlerinin Regülasyonu” başlıklı bu tezi Paris’te, Haziran 2009’da savunarak jürinin üstün başarı derecesi ile hukuk doktoru unvanı aldı. Çağla Tansuğ 1999’dan bu yana Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalışmalarına devam etmektedir.


[1] TANSUG Çagla, La régulation des services publics de réseau en France et en Turquie, L’Harmattan, Paris, 2009, 614 sayfa.

25 Kas 2008

"Internet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır"!

Internet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır kitabi yayında!

Cyber-Rights.Org.TR » Internet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme

Dr. Yaman AKDENİZ & Dr. Kerem ALTIPARMAK

9 Ara 2007

BÜLENT TANÖR...

Sevgili hocamız Prof. Dr. Bülent Tanör 28 Kasım 2002'de aramızdan ayrılmıştı... O gitmeden, hiçdeğil ise başındaki "çözülebilir" sıkıntılara bir nebze çare olabilir umuduyla bir çevrimiçi dilekçe de açmıştık... Ama işe yaramamıştı ne yazık...
Bu yıl Açık Radyo'da, "Bilgi Çağının Hukuku" programında Prof. Dr. Öget Öktem Tanör ile 2 özel söyleşi ve ardından Prof. Dr. Ülkü Azrak ile onun anısına düzenlenen toplantıya ilişkin yayın ile onu anmaya ve görüşlerini yaşatmaya çalıştık...

O'nu unutmamak ve unutturmamak şart...