23 May 2006

AĞLATAN MAKALE

21. yüzyıl Türkiye'sinde bir Mayıs sabahı, gazetede "dürüstlük" hakkında bir makale okurken ağlayacağım hiç aklıma gelmezdi... Ama ağladım...

15 Mayıs sabahı Cumhuriyet'te, Erdal Atabek'in "2000'Lİ YILLARDA" köşesindeki "Dürüstlük, Sevgili Çocuğum" başlıklı yazıya takıldı gözüm. Tam da o gün -artık ne yazık ki herkes için bu kadar da kolayca söylenemeyen- "dürüstlük timsali" bir dostu, Av. Derviş Parlak'ı uğurlayacaktık. Yazıyı okudukça, sanki Derviş'in oğluna bıraktığı bir veda mesajını okuyormuşum gibi geldi bana... Bu kadar beklenmedik bir anda gideceğini bilseydi ve birşey yazsaydı sanki o da bunları söylerdi...

Bir nedeni buydu ağlamamın.

İkincisi daha genel. Öyle bir değerler karmaşası içinde ki toplum, "dürüstlük" ile "enayilik" özdeşleşmiş, "ağızdan dolma tüfek" misali yarım yırtık edinilen bilgilerle "piyasa"ya çıkmış çoluk çocuk ahkam kesiyor, ortalık herşeyin "uzman"ı ile dolu, "bizim kuşak"tan bile görüşlerini "esnetmiş", kafası karışık kuşaklara "kuyrukçuluk" yapabilenlere rastlamak hiç imkansız değil, dürüstlük mürüstlük, ilkeli olmak, etik davranmak, bu gibi kavramlardan söz etmek artık "demode".

"-Ama çok başarılı satıyor kendini yani, bunu kabul et!" Peki edeyim.
"-Fakat helal olsun adamlara, güzel dolduruşa getirdiler etrafı, hem de acaip para kazandılar, bunu kabul et!" Pekala. Siz öyle istedikten sonra...

Böyle bir kesitte sen Erdal Atabek kalk, dürüstlüğün bilimsel ve etik tanımını bu kadar güzel yap. "Özdeğer, özsaygı ve özgüven" ilişikisini koy ortaya. "Özgüven temelsiz bir böbürlenme değildir", "Temelsiz bir böbürlenme, değersizliğini örtmeye yarayan bir özgüven taklididir" de! "Ahlaksal zeka" de, "dürüstlük bu ahlaksal zekanın birinici ilkesidir" de. İşte bir de buna ağladım. İnsan olmanın bu kadar temel bir gereği, yeniden açıklanmak durumunda... Bunu yapan Atabek de çok incelikli davranmak zorunda hissetmiş kendini ve harika bir içerik çıkarmış ortaya... Öyle "kritik" bir konu ki en ufak bir hamaset kaldıracak lüksü yok. Bunu da okuyup etkilenmezse kişi, bir daha öldür allah "dürüstlük"ten söz edilmeyecek gibi halimiz...

Cumhuriyet web sitesinden ücretli üyelik ile okutuyor içeriği hala biliyorsunuz. Atabek'in sitesinde de henüz bu yazı yok (Bence lütfen konulsun oraya da). O yüzden yazıyı tarayıp yukarıya koyuyorum. Üzerine tıklarsanız çok güzel okunuyor. Bunun bir "hukuk ihlali" sayılmaması için de şimdi gazeteden ve Sayın Atabek'ten izin isteyeceğim! "Dürüstlük" konusundaki bir içeriğin ücretsiz ve izinsiz okunmasına karşı çıkılacağını sanmamakla birlikte... Neme lazım. Ben önlemimi alayım yine de.

18 May 2006

"GOOGLE NEWS"DAN BUGÜNE BİR BAKIŞ


"This is the September 11 of the Turkish Republic," wrote Ertugrul Ozkok, chief columnist for Hurriyet, a secular daily paper. "One of the main pillars of the regime, justice, was hit. This is an attack against all of us." (Kaynak: Reuters)

4 May 2006

VAPURLU DEMOKRASİ

Sayın Arif Çağlar Göndermiş aşağıdaki mesajı:
---------------
Vapurlu Demokrasi
Bir demokrasi aldatmacası olarak vapur seçimi



"Vapurlarımızı vermiyoruz!" kampanyası başladığında haklı olarak bu hareketin demokrasiyle ilişkisine değinenler olmuştu. İBB ve İDO'nun "Haydi İstanbul vapurunu seç!" aldatmacası demokrasinin bir yutturmaca olarak nasıl tezgahlanabileceğini gösteren çok güzel bir örnektir.

Bundan bir yıl kadar önce İDO'nun "vapurlar eskidi, onların yerine deniz otobüsü işleteceğiz, vapurlar artık nostaljik ve turistik seferlere çıkacak" açıklaması üzerine "Vapurlarımızı vermiyoruz!" kampanyası buna karşı çıktığı zaman sorulan ilk sorular şunlar olmuştu: İstanbul'da kentiçi deniz ulaşımı için yapılan plan nedir? Bu planlar hangi karar ve gerekçelerle yapılmıştır? İlan edilen deniz otobüsü satın alımı ihaleleri için ayrılan bütçe nedir, bu planın fizibilitesi var mıdır ve maliyeti nedir?

Bu sorular İDO gibi kamu hizmeti veren ve İBB gibi kamu kuruluşu olan kurumların soru sorulmasına gerek kalmadan herkese açıklamak zorunda oldukları konulardır. İşlerin böyle yürümediğini biliyoruz ama temel sorunun bu olduğunu da bildiğimiz için soruyu İstanbul Mimarlar Odası avukatları aracılığıyla İBB ve İDO'nun ilgili makamlarına sorduk. Bugüne kadar yanıt alınmış değildir. Bugüne kadar İDO ve İBB'nin bu konuda yapmış olduğu hiçbir açıklama da yoktur.

İBB yönettiği çok büyük bir bütçeyle elinde çok büyük güç olan bir kuruluştur, üstelik ticari bir kuruluş değildir, bir kamu kuruluşudur. Herkesin ortak gücünü herkesin çıkarına en iyi şekilde yönetmekle yükümlü ve bundan sorumlu bir kuruluştur. Demokrasinin temel ilkesi kuvvetin ve özellikle herkesin ortak olduğu kuvvetin herkes tarafından denetlenebilmesi ve bu kuvvetin kullanımında herkesin söz söyleyebilmesi, eleştiri yapabilmesidir. Başta devlet kuruluşları olmak üzere yerel yönetimler ve diğer kamu kuruluşlarının denetimi, bu denetimin kolaylığı, yani bu kuruluşların işleyişlerinin, bütçelerinin, karar alma şekillerinin ve kararların gerekçelerinin saydamlığı demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Toplumun en büyük ortak gücünü yöneten kamu kuruluşları aldıkları her kararda bu saydamlık ilkesinin gereklerini yerine getirmezlerse ve hele bunu sorulan soruları yokuşa sürmek v.b. yollarla engellerlerse demokrasinin üzerine oturduğu en önemli temel sarsılmış demektir. Bir takım "devlet sırrı", "milli çıkarlar için gizli", "askeri ve stratejik önemi haiz" v.s. gibi denetlenmesi ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bırakılmış konular değil burada sorgulanan, bir belediyenin hesabını vermekle yükümlü olduğu, hiçbir sır ve savunma stratejisiyle ilgisi olmayan hizmetler.

Diğer bütün hizmetler bir yana burada çok somut İstanbul kentiçi deniz ulaşımı söz konusu. İBB ve İDO bu konuda önümüzdeki 5-10 yılı kapsayacak programı gerekçeleri ve bütçeleriyle birlikte açıklamak zorunda, böyle bir plan ve programı yoksa da bu plansız harcamaların hesabını vermek zorunda. Eğer bir planı, bir programı varsa bunu hangi kriter ve gerekçelerle oluşturduğu ve hangi karar süreçlerinden geçirdiğini açıklaması gerekir. "Vapurlarımızı vermiyoruz!" kampanyası da temelde bunu istiyor ve bu da demokrasiye inanmış her vatandaşın en doğal hakkıdır, en doğal hak olmanın ötesinde her demokratik kamu yönetiminin ancak bu şekilde işleyebileceğini biliyor olmakla ilgilidir.

Ülkemizde demokrasi kavramını, demokrasi kültürünü sadece sandık, seçim, oylama olgusuna indirgeyen görüş ne yazık ki en geleneksel, en yaygın görüştür. Seçimle herkese ait kamu gücünü yönetmek için tayin edilmiş kişilerin yönetim ve kararları basın, medya ve yasalarla denetlenemezse demokrasilerin diğer bir olmazsa olmaz ilkesi olan seçimler sadece bir demokrasi aldatmacasına dönüşür. Demokrasi seçilenin seçmen tarafından denetimi ve seçilenin eline verilen yetkilerin ancak seçimle ve yasalarla onun elinden alınabilir olmasıdır. Bu temel ilke sadece belli aralıklarla seçim yapmak olmadığı gibi her konunun oylanabilir olması da değildir.

Şimdi İstanbul kentiçi ulaşımı için hiçbir program açıklamayan bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi yarım yamalak bir vapur silueti referandumu aldatmacasıyla demokrasi havariliğine soyunuyor. Orta ve uzun vadeli program, bütçe, ihale, karar ve gerekçe açıklamak bir yana bir yılı aşkın bir zamandır İBB ve İDO vapurlar ve deniz otobüsleriyle ilgili çelişkili açıklamalar yapmakta ve hepsinin ötesinde "vapurlar kaldırılıyor, deniz otobüsleri geliyor" gibi bir hava yaratılırken vapur ve deniz otobüsü hatları motorculara devredilmekte. Ulaşımda toplu taşıma ilkesini minibüslere terk eden bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Çelişkili ve aldatıcı beyanlar yetmiyormuş gibi İstanbul halkı vapur seçimiyle oyalanırken gerekçe ve fizibiliteleri asla açıklanmayan bir plan ya da plansızlık kararıyla deniz otobüsü alımı yapılıyor ya da yapılmak üzere ve bu karar resmen açıklanmıyor, laf arasında beyan ediliyor. Kimden hangi ihaleyle, hangi para ve borçlanmayla, hangi işletme bütçesi ve hesabıyla ne satın alıyoruz? Denetleme ve bunun sonucunun yaptırımları olmadıkça oylama da yapsanız, hangi yolla olursa olsun kararlara katılım da sağlansa nafile: plan ve hesabı sorulamayan yönetimlerle şaibelerden, ahbap-çavuş ilişkilerinden, dolaylı-dolaysız rüşvet ve yolsuzluktan arınmış demokratik bir yapı kurulamaz.

Ayrıca İstanbul'un belediye yönetimleri alınan kararları uygulamadan sürekli karar değiştirmekle ve bunun da hesabını vermemekle ünlüdür. İstanbul için yapılan planlar daha yürürlüğe koyulmadan rafa kaldırılır, halkı uyutacak göstermelik yeni planlar yapılır. "Plan yapıyoruz, işi bilenlere soruyoruz" sözlerine de artık kimse inanmıyor. İstanbul gibi devasa bir kent Brecht'in alaya aldığı gibi "bir plan yap, nasılsa yürümez, bir plan daha yap, ikisi de işlemez" ilkesine göre yönetiliyor. İşin can alıcı noktası bunun sorumlusu olması gereken seçilmiş kişilerin her türlü sorumluluk ve hesap vermekten azade padişahlar gibi karar verebiliyor olmaları. Bu ülkenin yasaları var, savcıları, avukatları, hakimleri var. Herkese ait bir zenginliği bu denli plansız ve hesapsızca harcayıp izzet ve ikbal içinde yaşamak nereden çıktı?

150 yıllık bir geleneğe ve dünyanın belki de en büyük kentiçi açık deniz tecrübesine sahip Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ni önce en elzem yatırımları keserek yoksullaştır, neredeyse işlemez hale getir, sonra özelleştirme gibi dahiyane bir buluşla bedavadan İDO adında TDİ benzeri bir şirkete topyekün devret ve elindeki mal, mülk, bina, vapur, tersane ve hepsinden önemlisi yıllarca bu işletmelerde emek vermiş insanları ve onların birikimini ve tecrübesini dağıt ve yok et. Bunun bu ülkede hesabını kimse sormazsa meydan demokrasilere değil yağmalara kaldı demektir. Kurulduğu günden beri İDO'nun herkesin vergi parasını çarçur edişinin hesabı da verilmedi, şimdi yapılan işlerin hesabı da yok, planları ve programları da açıklanmış değil. Böyle olunca hiç kimse hiçbir şeyden sorumlu değil ama milletin parasını, her türlü ortak birikimi ve zenginliği istediği gibi dağıtıp harcamaya memur. Kamu yönetimi böyle olmaz, kamu maliyesi böyle olmaz, kamu için yapılan her iş kamu tarafından denetlenebilir ve seçilenler yaptıkları işlerden sorumlu tutulur olmadıkça demokrasi de olmaz.

Demokrasinin Demirel'in bu ülkeye yerleştirdiği "226'yı bulan her şeyi yapar" zihniyetinin ötesinde bir şey olduğunu anlamak gerekiyor. Özellikle kamu işleyişi ve çıkarlarının en önemli denetim araçlarından biri olan basın ve medyanın referandum aldatmacası gibi tezgahlanan bir oyuna gelmeden meselenin özünü gündeme getirmesi gerekiyor. Yüzyıl kadar önce "memlekete hürriyet geliyor" denilince İstanbul'da halk "hürriyet"i görmek için sanmak böyle bir arızanın devamı olsa gerek.

Arif Çağlar

http://www.vapurumuvermiyorum.org/

29 Nis 2006

SİRKE DEYİP GEÇME...

Türkiye'de ilk sinema reklam filmlerinden bir olan "Rıdvan Umay" reklamlarının esprili öyküsünü ilk kez Gürel Yontan'dan duymuştuk. Şimdi de televizyonda "Kemal Kükrer" sirke reklamları başladı. Üç kez tekrarlanıyor "Kemal Kükrer" adı... Web sitesi de var: http://www.kemalkukrer.com.tr/ana.asp ...

26 Nis 2006

VAPURLARA OY VERME DURUMU

-Benim favorim-

"Vapurlarımızı Vermiyoruz!" dedikti...
Bu konuda yaşanan ilginç gelişmeler, açılan sorular, verilen yanıtlar "burada"...

23 Nis 2006

PEYNİR SANATI

Dur yolcu!
"Peynir" deyip geçme!
"Mandıra tabir ettiğimiz" olgunun hayli ötesine taşınmış olay:



Cheese Art 2006, Biennal event of Culture and Science of Traditional Ragusa, Castello di Donnafugata - 27 June– 2 July 2006

Women‘s Role in the Development of Emerging Countries Dairy productions of Mediterranean Countries, celebrates the fifth edition, that will take place to the Donnafugata Castle from the 27th of June to the 2nd of July. The main purpose is the valorization of Production System and of theDairy and Agricultural food Products of Mediterranean countries. Not only products but the man that produces them, which harmonizes and dominates the natural biodiversity factors tied to the production territory. The territory with its tradition, the usages and customs, the landscapes, its rural architecture, in synthesis its reception. So the Renaissance of Territory through the Renaissance of Taste.

CoRFiLaC after researches and analyses, has decided that the main characters of Cheese Art 2006 will be “Women, Youth and Old people“.
In details:• Women’s role in the development of Emerging Countries: “Wisdom”• Young’ role, Consumers of Third Millennium: “Hope”• Old people’ role, Main Consumers of nowadays: “Experience Organizing Secretary,
Phone +39(0)932.660.413,phone/fax+39(0)932.660.436
info@cheeseart.com

8 Mar 2006

"AJANA GÖZLÜK" KAMPANYASI- Belçika

SABAH - 08/03/2006 - Kacıs reklam konusu oldu

Bahsi geçen "Pearle" gözlük/optik firmasının reklam ajansı bu gibi sanki ama böyle bir kampanyadan sözetmiyor... Buna karşılık "PUB"da reklamın haberi var...
Bu da Belçika'lıların gözlük konusundaki eğilimleri:

The study carried out by TNS Dimarso at the request of Pearle Opticiens showed Belgians opt for long-lasting, functional specs rather than treating them as fashion items.
More than half the population needs glasses (53 percent), with 35,000 new customers heading to opticians every year. However, the TNS Dimarso results show opticians’ turnover nevertheless shrank by 2 percent last year. The problem is that Belgians hang on to their glasses for at least four years before getting a new pair. They tend to replace them only when they have been broken or lost... At least 60 percent of those who buy glasses in Belgium are over 50 years old, meaning opticians should be catering to an older market.
Twelve percent of customers under 35 are opting to wear contact lenses instead of glasses.

Kaynak: Expatica.com

Ne denir? Reklamcılar ve kendini reklam edenler için zaten herşey "malzeme" değil mi? İzlemek ve şaşırmak... Diğerleri para kazanırken, bize düşen bu. Bunu buraya yazmak bile onların daha çok para kazanmasına yarıyor aslında. (Yoksa yazacak çok konu var!) Ama bu reklam firması hangisiyse iyi dalga geçmiş milletiyle bir yandan. Bizde olsa izin verilir miydi böyle bir reklama? Kimbilir?

4 Mar 2006

WEB'DE MIMAR SINAN'A SPONSOR GEREK:

Dünya mimari sanatının büyük ustalarından Mimar Sinan için sponsor aranıyor..."Boyutların Ötesinde Anılan: Koca Mimar Sinan" başlıklı proje kapsamında tüm dünya internet kullanıcılarının hizmetine sunulacak, özgün görüntüler ve akademik bir içerikle özel bir internet portalı hazırlanıyor. Projenin gerçekleşmesi için ise projenin ruhunu benimseyerek sponsorluğunu yapacak kişi, kurum ve kuruluşlardan destek bekleniyor.

Hurriyet Kültür Sanat
Ayrıntılı bilgi için: http://www.crea-factory.com/mimarsinan/

"ŞERPA"LAR DA "FAKE" ISE ??!!

Hadi Uluengin "Şerpa" -bir tür "kılavuz"-kavramını anlatıyor:
Hurriyet'te... Bu da Nepal'li bir Şerpa'nın hikayesi...
"Kılavuz" sahteci ise işler zor.
"Karga"lara çamur atan deyişteki gibi gibi: "KILAVUZU KARGA OLANIN BURNU..."
Ama günümüzde kargalar öyle bir reklam kampanyası uyguluyor ki, vay halimize...

26 Şub 2006

Akademisyenlerden yerel basına

Akademisyenlerden yerel basına ücretsiz yorum ajansı
Yerel basının yazar sıkıntısı çektiğini düşünen akademisyenler internet ortamında ajans kurdu. Ajans ‘yerelnet.gazi.edu.tr’ adlı site bünyesinde hizmet veriyor.
Yerelnet’in kurucusu Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Korkmaz Alemdar, üniversite camiası olarak çeşitli konulardaki görüşlerini toplumla paylaşma konusunda sıkıntı yaşadıkları için böyle bir proje geliştirdiklerini söylüyor. Yerel gazetelerin de yazar sıkıntısı çektiğini anlatan Alemdar, “Sistemle birlikte hem akademisyenler kendilerini anlatabilecek hem de yerel basın yazar sıkıntısı çekmeyecek.” diyor. İktisat, sağlık, eğitim, hukuk, iletişim, kültür, spor gibi bütün alanlarda çok sayıda uzman akademisyen olduğunu vurgulayan, basın kuruluşlarının yazı sipariş edebileceğini dile getiren Alemdar, köşe yazısı formatında sıkıntı yaşayan akademisyenlerin bu sorunu aşacaklarını belirtiyor.
Kaynak: ZAMAN

"Milli hassasiyet tercümanları"

Ahmet İnsel: Milli hassasiyet tercümanları

Radikal'de Hasankeyf

Yine Hasankeyf:
Radikal- İbrahim Günel

4 Şub 2006

HASANKEYF v DISNEYLAND


Hasankeyf'e Disneyland projesi:

Bugünkü Referans Gazetesinde ana haber:
"100 asırlık Hasankeyf Disneyland'a gömülüyor!"

Bu fotograf da haberde bahsi geçen rapordan...

22 Oca 2006

KELKİT HAVZA BIRLIGI - İSTANBUL TOPLANTISI

Varolmak mı varlıklı olmak mı?

Dün proje İstanbul basınına anlatıldı...
Ayrıntılar burada: http://www.cekulvakfi.org.tr/icerik/haberDetay.asp?ID=321
“...Biliyorum; günümüzün yaygın kültürün temsilcileri, bizlerin bu çabalarını “müstehzi bir edayla” karşılıyorlar. Ama gene biliyorum ki, geleceğin kalıcı değerlerini, yaşama sevincini yine değişik illerden kopup gelen bu insanlar sağlamaktadır. Çünkü burada her kesim var. Çünkü burada bilim çevrelerinden insanlar var. Çünkü burada unuttuğumuz dayanışma gücüne inananlar var. Hiç kuşkusuz bu, bazıları için unutulmuş bir düştür. Bizlerin “düşü ve gücü” gerçeklere dayanmaktadır.
Dilerim, ülkemizde herkesin düşü bu kadar gerçek olsun…
Dilerim, kendinize güvenen yeni bir yaşam biçimi, geleceği sağlam temellere dayalı kılsın…
Dilerim, bu İstanbul Buluşması, Anadolu’ya gerçek desteklerle donanarak yansıma olanağı bulsun…
Dilerim, bilinçli heyecanınızı ve azminizi hiçbir engel durdurmasın…
‘Para her zaman zenginlik değildir’. Üretilen nitelikli yaşam, hem uygarlık, hem zenginlik, hem de kalıcılık demektir.
Çabanız daim olsun.”

diyen Metin Hoca’nın konuşması da şurada: http://www.cekulvakfi.org.tr/icerik/haberDetay.asp?ID=320
Rahmetli Tuncer Üney de anıldı toplantı başlarken...

Neden mi “havza”?
Şundan dolayı: http://www.cekulvakfi.org.tr/icerik/haftaninYazisi.asp?ID=48

31 Ara 2005

2006 İÇİN:

Süzgecin üzerinde olumsuzu değil, olumluyu bırakan ayıklama sisteminin egemen olduğu bir paradigma dönüşümü dileği...

22 Ara 2005

HERHALDE 2005'İN SON DIŞ GEZİSİYDİ: FAS


Herkes bu meydanı başka türlü ( Djemaa El Fna, Jemaa el Fnaa, Cema'el Efna, Cemaa el Fena, Djema el Fna) yazıp söylese de:
"Fanilerin ya da Ölü Canların Meydanı!"...

"Türkçede Fas üzerine sanıyorum tek ve yetkin bir örnek olarak, fotoğraf sanatcısı, yazar ve gezer Özcan Yurdalan'ın 'Fas'a Yolculuk' kitabı duruyor hâlâ. Yalnızca yalnız bir seyyahın anıları değil, edebi değeri bakımından da Fas'ı ve Fas'ta seyyah olmayı layıkıyla anlatan bir kitap. İnsanı Fas gezisi için hayli kışkırtıyor."

Doğrusu biz de Yurdalan'ın kitabından hallice yararlandık... Ne ki, asıl gidiş nedenimiz Fas'ın da kendine bir "Bilgi Edinme Hakkı Kanunu" istemesi ve Türkiye'deki deneyimi paylaşmak üzere çağrılmamız idi... (ayrıntı burada!)

Aralık 15, 2005...
Marakeş

15 Kas 2005

YÜREK YAKAN VE GÜLÜMSETEN RASTLANTILAR...



3. Türk-Yunan Bilişim Konferansı sırasında bir geziden... RODOS- 2003 yazı...


Sevgili Tuncer Üney'in beklenmedik ve yürek yakıcı gidişine üzülüp dururken Tan Oral'dan aşağıdaki menekşe geliverdi... Onun anısına buraya koyayım:

29 Eki 2005

BİR "MUCİZE"NİN 82. YILDÖNÜMÜNÜ KUTLARKEN, İKİ FARKLI GELECEK YAKLAŞIMI

1) Sayın Cumhurbaşkanımızın 29 Ekim mesajından:
"Cumhuriyet, toplumu ümmetten ulus, bireyi kuldan yurttaş konumuna yükselten bir Aydınlanma Devrimi'dir. 29 Ekim, bir doğuşun, bir devrimin, kısacası bir mucizenin yıldönümüdür. " "...Geleceğe güçlü biçimde ulaşabilmek, Cumhuriyetimizi korumak ve yaşatmakla olanaklıdır."

2) "Yaşam biçimimizi dönüştürmek için" İstanbul'a (*) kuleler dikmeye hazırlanan holdingin web sitesinden:

"Gelecek, içindeki imkanları -iyice ayan beyan olmadan- görebilenlere aittir!"...

(*) Hem de İstanbul ile Doha /Qatar'ı aynı katara koyarak...

31 Ağu 2005

Prof. U. GERAY'DAN:

Kelkit Platformu Havza Projesi
"KÖŞE YAZARININ HİKMETİ"

Ahmet İNSEL köşecilik meselesine değinmiş Radikal'de... İlginç.

"Sanırım sorunun çözümü, gazete köşesi olgusunu yeniden tanımlamaktan geçiyor. Başta gazete yayın yönetmenleri olmak üzere, neden bazı insanlar kendi görüşlerini her gün serdetmek zorundadır sorusunu sormakla işe başlayabiliriz. Bu pratikte saklı olan ben merkezciliği ve narsisizmi de unutmadan. Hamileliği ve lohusalığını haftalarca köşesinde dizi yapmanın narsisizminden daha az değil çoğu köşe dolgucusunun narsisizmi. Ayrıca bu vesileyle, köşecilik pratiğinin yarattığı toplumsal beklentileri, yarattığı fikir köşe dönmeciliği alışkanlıklarını da sorgulamamıza kapı açılacaktır..."

(Salt "narsisizm" değil, bu "özel yaşamı dizi köşe yazısına dönüştürme" konusu bir tür yazılı basında "reality-show" işini de düşündürüyor aslında. Tıpkı özel yaşamlara "köşelerden karışma" gibi. Sanki televizyonla kitleselleşmiş ne varsa böylece yazılı basına da taşınıyor... Bu da "rastgele" olmuyordur... A.T. )

"...Gazete gibi gazete olmak iddiasıyla çıkan gazetelerin, çeşitli nedenlerle Hatipler Köşesi olmaktan öteye gidemediklerini, diğerleriyle arasındaki en önemli farkın köşecilerinin ismiyle sınırlı kaldığını dikkate alarak, büyük ölçüde etkili de olsa, bu gazete olamayan gazete pratiğinin sadece basın patronlarının kötü niyeti veya basiretsizliğinin değil, bir toplumsal zihniyet tarzının da sonucu olduğunu teslim etmeliyiz. Bir üstün toplumsal mertebe haline gelmiş olan bu köşe dolguları, hızlı yemek kültürünün fikir dünyasındaki denkleri ve kasaba dedikodu kültürünün büyük kente taşınmış halleri değil midir?"

Insel'in yazısının tümü burada.



16 May 2005

PROTESTO EDIN!
Side-Sorgun'daki ormanı kurtarin!

"Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve herşeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulamaz.""Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak!.." Kızılderili Şef Seatle'a
www.dokunma.com

30 Nis 2005

TÜRKÜN "BLOG" İLE İMTİHANI!

Eh "Günaydın"! gerçekten... "Weblog" ya da "blog" kavramı nihayet keşfedildi... Bir de TR karşılık arayışına girildi.

Oysa işin Türkçesi; "web kütüğü"! Hani nasıl nüfus kütüğü, seçmen kütüğü var, işte aynı onun gibi; "WEB - LOG" yani... Zaman içinde "web"in üçüncü harfi, "b"; "log" ile bitişip; "blog" oldu. Fiilin adı da "blogging"... "Blog"çulara "blogger" filan denildi. "Blog-mania" v.b. gibi yan kavramlar/sözcükler türedi. Kaptırıldı gidiliyor... Gidiliyor da kaç yıldır İran dahil (*), dünyada bir olay halini alan bu konu, niyeyse şu aralar bizde tam bir "yeni keşfedilmiş Amerika" tadında. Tadından yenmiyor...

(*) Web kütüğü tutmanın İran'ı nasıl etkilediği hk:
http://hoder.com/weblog/archives/013982.shtml
Bu konuda daha pek çok şey var paylaşılacak... "Global Voices" gibi mesela...
Başka bir "posting"e!

23 Nis 2005

Tarihi Yarımadayı yürüyerek keşfetmek icin: YURUYUS GUZERGAHLARI
Bu da yaklaşan "HIDRELLEZ 2005"in ilk kez bu yıl yapılan web sitesi:







31 Mar 2005

"Bilgisayar", "Döpiyes" ve kadın bilişim günleri...

ABD'de yapılan bir araştırmaya göre kadınlar bilgisayarlarının döpiyes kadar işlevsel olmasını istiyormuş. Genelde yeni teknolojilerin ilk benimseyicileri olarak görülmeyen kadınlar, anket sonuçlarına göre kablosuz İnternet erişiminde de öncü konumdalar. Ankete katılan erkeklerin %29'u kablosuz İnternet erişim teknolojisinin bir dizüstü bilgisayarda bulunması gereken en önemli özelliklerden biri olduğunu kaydetmiş. Bu oran kadınlarda ise %39.

Milliyet dolambaçsız vermiş işte "kadınlar ve bilgisayar" konusundaki bazı eğilimleri:
Kıyafete uygun lap-top modası...


Elmaslı, laleli lap-top:

4 Mar 2005


Bkz: http://alimrachel.blogspot.com

Genç arkadaşımız Alim'den hepimizi düşünmeye davet eden, hem güldüren, hem ağlatan, hem öğreten bir kitap...


14 Oca 2005

"How to Save the World?"
(Link to: Dave Pollard's environmental philosophy, creative works, business papers and essays blog)

WOMEN AND CHILDREN FIRST




24 Ara 2004

Happy 2005!

Mutlu Yıllar, şimdiden...



"Les Nouvelles Annees" , René Magritte, http://www.magritte.com/5.cfm
Merry Christmas and A Happy 2005 to all friends around the world!

19 Kas 2004

Bugünkü Çetin Altan'dan:

...Önce "ahlak"ın tanımlamasını yapmak gerekir. Kendi yaşamınla ilgili davranış, tutum ve uygulamalarının kimseye açıklayamadığın bölümü, açıklayabildiklerinden çok daha büyük ve yoğunsa; saydam ve objektif bir tutarlılığın rotasından hiç kaymadığın, yani "ahlaklı" olduğun söylenebilir mi? Ve ayrıca da, ya ahlaksızlığın getirisi; saydam ve objektif bir tutarlılığın rotasını yeğlemişlerinkinden çok daha büyükse; kim neden ahlaklı olsun ki?


30 Tem 2004

Evliya Çelebi...
Bir kaç Evliya Çelebi görüntüsü arıyoruz... Ne boy bir adamdı, ne giyerdi???


15 Tem 2004

Zeynep Atikkan'ın bugünkü Akşam'daki yazısının son paragrafı:

Önceki gün görüştüğüm Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu özgürlükler hukuku anlamında, kamu özgürlüklerine ait alanlara yeni tanımlar getirildiğini söyledi.

Prof. Kaboğlu, bu tartışmaları sağlıklı bir zemine oturtmak için 'özel alan', 'sosyal alan' (parklar, bahçeler, kahveler gibi) ve 'resmi alan'ın ayrılması gerektiğini söylüyor. Bu ayırıma göre en yoğun özgürlük 'özel alanda'. Özgürlüklerin gelişmesine en elverişli ortamı 'sosyal alan' sağlıyor. Resmi alan ise kuralların en yoğun olduğu alan. Prof. Kaboğlu, bugünkü tartışmaların altından bu üçlü ayırımla kalkabileceğimizi söylüyor.

Kamu alanı tartışmasının 'düzeyini' düşürmemek gerekli. Önce kendi demokrasimizi güçlendirmek sonra da parçası olmak istediğimiz AB'ye istikrar ihraç etmek için.

1 Tem 2004

Allianoi'den mesaj var:

Merhaba
Gecikmeyle de olsa Bergama'nın 18 km kuzeydoğusundaki sağlık yurdu Allianoi'deki kazı başlayacak(!)....Sponsor artık terkediyor..yeni katılacak isimler olmasını hepimiz istiyoruz..daha çok bilgi daha çok SU(!)....sesimizi ulaştırmak,bize göndereceğiz her nota,yazıya,insana ihtiyacımız var...
ŞİMDİLİK:
ilyaallianoi@mynet.com
alyanoi@mynet.com
YORTANLI BARAJI
Kurtarma Kazısı
SU ÇOCUKLARI.............

23 May 2004

Bu fotoğrafı Prof. Dr. Türkel Minibaş yollamış...
National Geographic Society arşivinden, 29 Ekim 1944 tarihli "Kodachrome" fotoğraf Maynard Owen Williams tarafından çekilmiş...

Altyazısı şöyle:
"Who Are These Turks, Speaking an Asiatic Tongue? Faces and Styles Suggest They Are Europeans"Out of Central Asia came their forebears, Seljuk and Osmanlı Turks. Much of Asia Minor's original stock they absorbed. An Istanbul policeman (left) and soldier keep order during the coming-of-age party (Plate II). Between them, a woman has an old-fashioned black headdress, but no one wears fez or veil...
1944-2004... Yoruma gerek var mı?

21 May 2004

7 May 2004

HIDRELLEZ 2004'TEN:


Semaver Kumpanya'nın kuşları...
Diğer resimler http://www.armadahotel.com.tr HABERLER'de!

31 Mar 2004

GAP'ta Kültürel Mirası Geliştirme Projesi...
Cultural Heritage Development Project in the GAP Region

Proje web sitesi...
Şanlıurfa'dan Budapeşte'ye! Şanlıurfa ve diğer GAP illeri arasında mekik dokunacak bir süre...


BİLGİ EKONOMİSİ FORUMU-III Budapeşte

KNOWLEDGE ECONOMY FORUM-III - Budapest


Halil İbrahim Akça (DPT Müsteşar Yardımcısı) Kapanış oturumunda "Ülke Pespektifi" sunumunda Türkiye'deki durumu özetleyip, gelecek yıl İstanbul'da tekrarlanacak Forum'a davette bulundu...

Ya yenilikçi ol, ya bu diyardan git! / "Innovate or migrate"

Prof.Dr. Neşe Yalabık'ın Forum'da sunduğu bildirinin son cümlesi, işin özeti oldu sonradan...


Prof. Yalabık's conclusion became the motto of the FORUM...
Konferans notlarının ayrıntısı http://www.ivhp.net Internet ve Hukuk Platformu web sitesinde... Ayrıca 5 Nisan Pazartesi 16.30-17.30 arasında Açık Radyo'da yayınlanacak >"İnternet ve Hukuk" programında Akça ile yapılan bir söyleşi ve bu konferansın kapanış oturumundan canlı kayıtlar yer alacak...
Bu Forum'da çektiğim 200'ün üzerindeki fotoğrafları görmek ya da bir yerlerde kullanmak isteyenler olursa, lütfen bana bir e-posta gönderiniz ki sayfa adresini verebileyim...

My conference notes are published here: http://www.ivhp.net and an interview for the "Internet & Law" program at the Acik Radio (Open Radio) is going to be published on April 5th, 2004 by 16:30-17:00 hrs...

Note: For the friends and press people who would like to see all the photos (for the purpose of just seeing or using them in their own publications) which is over 200 including shots of the presentations, just let me know by sending an e-mail! Then, I can give the page address at where I uploaded them as thumbnails which were linked to the originals (1024 x 768)...

Avniye TANSUĞ


27 Şub 2004

29 Şubat 2004 Pazar günü...
AÇIK RADYO, "dinleyicisini arayacak"!
Kulağınız 94.9'da olsun lütfen o gün...