Kişisel blog: 2002'den bu yana kültürel koruma, Internet hukuku ve "hayata" dair saptamalar, paylaşımlar...
23 Haz 2013
17 Haz 2013
AKIL ALMAZ GÜNLER... ve NERUDALI BİR YAYIN
24 Haziran 2013 Pzt. Canlı Yayın Konuğu: KEREM ALTIPARMAK
24 Haziran 2013, Pazartesi sabahı, 10.30-11.00 Bilgi Çağının Hukuku programında canlı yayınla Ankara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Kerem Altıparmak'a telefonla bağlanıp son zamanlarda gündemde olan sosyal medya ve yasal düzenlemeler konusundaki görüşlerini ve henüz döndüğü Brüksel'de yapılan "The Speak Up! 2" Freedom of Expression and Media in the West Balkans and Turkey" başlıklı toplantıda neler olup bittiğini sorduk.
Program arasında Şili'li bir dost, Dr. Carmen Velasco'nun yolladığı parçayı çalıp şu günlerde iyice ufalan dünyada biz de Türkiye'den, Açık Radyo'dan Şili'ye, Brezilya'ya, dünyaya bir selam yolladık!
Pablo Neruda'nın "Alturas de Macchu Pichu"; "Macchu Pichu'nun Doruklarından..." şiirini besteleyen ve albümlerine de aynı adı veren Şili'li grup Los Jaivas, "Sube a nacer conmigo hermano"; "Benimle Gel Kardeşim" diyordu!
(Ayrıntısı burada. Videosu da yukarıda!)
17 Haziran 2013 Pazartesi: AÇIK RADYO GEZİ ÖZEL YAYINI!
Murat Lostar ile niyetimiz bugün Şebnem Ahi, Aslı Tunç ve Vedat Gürer ile daha önce kaydettiğimiz
programlardan birini yayına almaktı... Ama 15 Haziran'dan beri yaşananlardan sonra bunu yapamazdık.
Bu yüzden, bugün Bilgi Çağının Hukuku'nun yayın saati olan 10.30-11.00 arasında da Ömer Madra ve
Can Tombil'in "Açık Gazete" ve devamında üç gündür neredeyse "non-stop"yapageldikleri Gezi PArkı
Özel Yayını yer alacak...
Bkz: Açık Radyo, "Gezi Parkı Günlüğü"
programlardan birini yayına almaktı... Ama 15 Haziran'dan beri yaşananlardan sonra bunu yapamazdık.
Bu yüzden, bugün Bilgi Çağının Hukuku'nun yayın saati olan 10.30-11.00 arasında da Ömer Madra ve
Can Tombil'in "Açık Gazete" ve devamında üç gündür neredeyse "non-stop"yapageldikleri Gezi PArkı
Özel Yayını yer alacak...
Bkz: Açık Radyo, "Gezi Parkı Günlüğü"
3 May 2013
Bir Alıntı!
Milliyet Cadde / Neşe Mesudoğlu, NTV İstanbul Ansiklopedisi'ndeki "Çeşmeler" yazımızdan bir haber yapmış!
Bir gönderme de şurada: Kadıköy Çeşmeleri
Bir gönderme de şurada: Kadıköy Çeşmeleri
28 Mar 2013
40 Gün 40 Enginar
40 Enginar Tarfi | AYNA CUNDA
Hem enginar, hem Cunda, hem zeytinyağ, hem herşey...
Daha ne olsun!
Cunda'daki yaz-kış açık "Ayna" lokantası (ki kendisini "yeme-içme-oturma yeri"diye tanımlıyor, artık iyice klişeleşen "mekân" yerine "yer" demeyi tercih etmeleri ayrıca çok hoşuma gitti), blogunda "40 Gün 40 Enginar" diye adlandırdıkları bu toplu mutfak çalışmasını anlatıyor... Bayıldım :)
Resimdeki "Kürek Enginar"da Ayvalık'a has "İzvinya" yani bir tür yabani kuşkonmaz kullanılmış...
Hem enginar, hem Cunda, hem zeytinyağ, hem herşey...
Daha ne olsun!
| AYNA'nın annesinden: "İzvinyalı Kürek Enginar" |
Resimdeki "Kürek Enginar"da Ayvalık'a has "İzvinya" yani bir tür yabani kuşkonmaz kullanılmış...
Etiketler:
Ayna Cunda,
Ayvalık,
Cunda adası,
enginar,
izvinya,
zeytinyağı
7 Mar 2013
PEMBELER GENE GÜNDEMDE!
Son sekiz yıldır Şubat-Mart ayları, bizde pembe domates konusunun gündemde ön sıralarda olması demek... Dün bu konuda uzun zamandır yapmadığımız bir şey yaptık! (Şurada)
22 Şub 2013
Bugünkü Milliyet'ten: "PEMBE DEVRİM"
![]() |
| Herşey bu 3 pembe ile başlamıştı... |
Ceren Büyüktetik, hazırladığı haberde en can alıcı konulara değinmiş. Doğal mı organik mi? bağlamında...
Ayrıca balkonda tarım, kent tarımı, yerel ve doğal tohumların korunması konusunda da... Pembe Domates Ağı'nın varlık nedeni tam da bu işte...
(Bize ait bir cümlede bahsi geçen "3 pembe tohumu", esasen "3 pembe domates" olacaktı, "olacak o kadar" diyelim...)
13 Oca 2013
Hiçbir çağda kötülük böyle örgütlenmedi...
Yaşar Kemal: Hiçbir çağda kötülük böyle örgütlenmedi - Hürriyet Pazar
("Zilli Kurt" benzetmesi de muhteşem!)
("Zilli Kurt" benzetmesi de muhteşem!)
20 Ara 2012
8 Ara 2012
DOCUMENTARIST AÇILIŞINDA... / DURING THE OPENING CEREMONY of DOCUMENTARIST...
7 Aralık 2012 akşamı, İstanbul'daki İsveç Başkonsolosluğu, "DOCUMENTARIST" 2012 "Hangi İnsan Hakları?" belgesel festivalinin Açılış Gecesi'nden...
| İsveç Başkonsolosu Torkel Stiernlöf, "Hoşgeldiniz" diyerek Festivali açıyor... |
| -Aynanın içinden- Konuklar... |
| Konsolosluktaki güzel avizelerden biri... |
6 Ara 2012
Bülent Hocamın 10. Yılı...
Bu yıl O gideli 10 yıl oldu. 28 Kasım 2012'de GSÜ'de onu anma toplantısı yapıldı ve gün boyu "Anayasal Sorunlar" tartışıldı...
Bu toplantının notları genç anayasa hukukçusu Serkan Köybaşı tarafından tutuldu.
Okumak isterseniz lütfen tıklayın...
5 Ara 2012
GÜZEL İŞLERİ GÖRMEK BİLE GÜZEL!
Yapmak, yararlanmak bir tarafa da güzel şeyleri sadece görmek bile güzel...
Akıl, estetik, olumlu duygular, gezegene saygı, bilim, kültür, dürüstlük... Bunların hepsi bir araya gelip ortaya bir ürün çıkarıyor, siz de ona bakıp hayata biraz daha olumlu bakabiliyorsunuz...
Bu yüzden elimde bitirilmesi gereken bir çalışma olduğu halde, demin Phadion'dan gelen bir e.bültenden takılıp peşine düştüğüm bir kent tarımı projesi hakkında şuraya not düşmeden geçemedim:
Kent Tarımı ve Müzik, Parizyen Mimari Eliyle Birleştirildiğinde...
Akıl, estetik, olumlu duygular, gezegene saygı, bilim, kültür, dürüstlük... Bunların hepsi bir araya gelip ortaya bir ürün çıkarıyor, siz de ona bakıp hayata biraz daha olumlu bakabiliyorsunuz...
Bu yüzden elimde bitirilmesi gereken bir çalışma olduğu halde, demin Phadion'dan gelen bir e.bültenden takılıp peşine düştüğüm bir kent tarımı projesi hakkında şuraya not düşmeden geçemedim:
Kent Tarımı ve Müzik, Parizyen Mimari Eliyle Birleştirildiğinde...
Etiketler:
kent tarımı,
Pembe Domates Ağı,
Phadion,
SOA,
Tansuğ
2 Kas 2012
Akıllılar kuşku içinde, aptallar emin olursa | Metin Münir | Milliyet.com.tr
Akıllılar kuşku içinde, aptallar emin olursa | Metin Münir | Milliyet.com.tr
...Cornell Üniversitesi’nde çalışan Justin Kruger ve David Dunning, bulgularını 1999’da açıkladı. Ama kifayetsiz muhterislerin avantajları onlardan çok önceden fark edilmişti.
Charles Darwin, 1871’de, “Cehaletin insanın kendine olan güvene yaptığı katkı, çoğu zaman, bilginin yaptığı katkından büyüktür,” diye yazdı.
İngiliz matematikçi ve feylesof Bertrand Russel ise 1930’da yazdığı Aptallığın Zaferi adlı denemesinde “Sorunun temel nedeni, modern dünyada, akıllılar hep kuşu içinde iken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır,” tespitinde bulundu.
“Gerçek tevazu yeteneklerinin farkında olmamak değil bu yetenekleri doğru biçimde ölçmektir.”
Rahmetli İsmet İnönü’nün namuslular ve namussuzlar için söyledikleri değiştirilip şöyle de denebilir:
“Bir memlekette akıl ve bilgi erbabı, akılsızlar ve bilgisizler kadar cesur olmadıkça, o memleket için kurtuluş yoktur.”
...Cornell Üniversitesi’nde çalışan Justin Kruger ve David Dunning, bulgularını 1999’da açıkladı. Ama kifayetsiz muhterislerin avantajları onlardan çok önceden fark edilmişti.
Charles Darwin, 1871’de, “Cehaletin insanın kendine olan güvene yaptığı katkı, çoğu zaman, bilginin yaptığı katkından büyüktür,” diye yazdı.
İngiliz matematikçi ve feylesof Bertrand Russel ise 1930’da yazdığı Aptallığın Zaferi adlı denemesinde “Sorunun temel nedeni, modern dünyada, akıllılar hep kuşu içinde iken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır,” tespitinde bulundu.
“Gerçek tevazu yeteneklerinin farkında olmamak değil bu yetenekleri doğru biçimde ölçmektir.”
Rahmetli İsmet İnönü’nün namuslular ve namussuzlar için söyledikleri değiştirilip şöyle de denebilir:
“Bir memlekette akıl ve bilgi erbabı, akılsızlar ve bilgisizler kadar cesur olmadıkça, o memleket için kurtuluş yoktur.”
5 Eki 2012
"DEFENDING BIG DATA" / KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA
Kişisel alanın giderek yokolduğu, insanların birer "şeffaf veri nesnesi" haline geldiği günümüzde asıl sorunlardan biri de saklı tutamadığımız kişisel bilgilerin kimler tarafından nasıl kullanıldığı elbette. Bir "Big Data"dır gidiyor. Kimilerinin "veri bombardımanı", kimilerinin de "en önemli sermaye", kimi devletlerin de dünyanın asayişini kontrol altında tutmak için "elzem malzeme" olarak gördüğü, akla zarar hacimde bir o kadar da ucuza depolanabilen, viral yolla kümüle olan, çok çeşitli ve doğruluğu belirsiz sayısal veri yığını... Son zamanlarda bunun korunması ve nasıl kullanılabileceği konusu gene öne çıktı. Asil ya da menfur amaçlarla kullanıldığı çok iyi bilindiği için olsa gerek...
Ama pragmatik Amerikan iş dünyası bu konuya hayli kaygısız yaklaşıyor. "Bizim profilimizin çıkarılmasına engel olacak hiçbir yasal düzenleme yok ki zaten" diyen Charles Duhigg gibi tıpkı. Aslında bir New York Times muhabiri olan Duhigg, "The Power of Habit" ("Alışkanlığın Gücü") başlıklı kitabında alışkanlıklarımızı nasıl değiştirebileceğimizin ipuçlarını verirken bu gibi insan davranışlarının iş dünyası için nasıl önemli veriler oluşturduğuna da dikkat çekiyor.
Bu kitabından bir uyarlama biçiminde gene NYT'da yazdığı "How Companies Learn Your Secrets" ("Şirketler sizin sırlanızı nasıl öğrenir?") başlıklı makalesinde ise değişen alışveriş alışkanlıklarıyla ne gibi kişisel bilgilerin "açık edilebileceğini" ve bunların ticaret/iş dünyası tarafından nasıl öğrenilip kullanılacağına, satışları nasıl artırabileceğine dair "başarı öyküleri" anlatıyor. (*)
"Law Technology News" dergisinin Ekim 2012 dijital versiyonunda ise bu konu (Defending Big Data) ve Duhigg'in kitabı "Ayın Konusu" olarak ele alınmış... (Sonuncuyu görmek için bu yayına çevrimiçi abone olunması gerekiyor!)
-Bugün Açık Radyo'daki "Bilgi Çağının Hukuku" programında, yılların bilgi teknolojileri uzmanı Sinan Oymacı konuğum olacak. Onunla yeni projesi "Kurumsal İçerik Yönetimi" hakkında konuşacağız. Şirketlerin kendi bilgilerine doğru dürüst sahip çıkması ve onları iyi değerlendirmesi ve bu konunun hukuki boyutları hakkında kısacası. Bu sabah erkenden bu program için konu başlıkları hazırlarken rastladığım yukarıdaki içerik ile uzunca süre uğraşınca buraya da bir özet düşmeden geçemedim! "Big Data" konusuna gene devam edeceğim...-
(*) Şu video da bu konuyu hap haline getirmiş: How Companies Learn Your Secrets?
Ama pragmatik Amerikan iş dünyası bu konuya hayli kaygısız yaklaşıyor. "Bizim profilimizin çıkarılmasına engel olacak hiçbir yasal düzenleme yok ki zaten" diyen Charles Duhigg gibi tıpkı. Aslında bir New York Times muhabiri olan Duhigg, "The Power of Habit" ("Alışkanlığın Gücü") başlıklı kitabında alışkanlıklarımızı nasıl değiştirebileceğimizin ipuçlarını verirken bu gibi insan davranışlarının iş dünyası için nasıl önemli veriler oluşturduğuna da dikkat çekiyor.
Bu kitabından bir uyarlama biçiminde gene NYT'da yazdığı "How Companies Learn Your Secrets" ("Şirketler sizin sırlanızı nasıl öğrenir?") başlıklı makalesinde ise değişen alışveriş alışkanlıklarıyla ne gibi kişisel bilgilerin "açık edilebileceğini" ve bunların ticaret/iş dünyası tarafından nasıl öğrenilip kullanılacağına, satışları nasıl artırabileceğine dair "başarı öyküleri" anlatıyor. (*)
"Law Technology News" dergisinin Ekim 2012 dijital versiyonunda ise bu konu (Defending Big Data) ve Duhigg'in kitabı "Ayın Konusu" olarak ele alınmış... (Sonuncuyu görmek için bu yayına çevrimiçi abone olunması gerekiyor!)
-Bugün Açık Radyo'daki "Bilgi Çağının Hukuku" programında, yılların bilgi teknolojileri uzmanı Sinan Oymacı konuğum olacak. Onunla yeni projesi "Kurumsal İçerik Yönetimi" hakkında konuşacağız. Şirketlerin kendi bilgilerine doğru dürüst sahip çıkması ve onları iyi değerlendirmesi ve bu konunun hukuki boyutları hakkında kısacası. Bu sabah erkenden bu program için konu başlıkları hazırlarken rastladığım yukarıdaki içerik ile uzunca süre uğraşınca buraya da bir özet düşmeden geçemedim! "Big Data" konusuna gene devam edeceğim...-
(*) Şu video da bu konuyu hap haline getirmiş: How Companies Learn Your Secrets?
30 Ağu 2012
DEĞERLİ BİR DOSTU KAYBETMEK...
Yurtsan Atakan...
O kadar üzgünüm ki...
Şu anda yalnızca şu bağlantıyı buraya koyabileceğim:
http://bilgicagininhukuku.blogspot.com/2012/08/yurtsan-atakanin-ardindan-sesler-ve.html
O kadar üzgünüm ki...
Şu anda yalnızca şu bağlantıyı buraya koyabileceğim:
http://bilgicagininhukuku.blogspot.com/2012/08/yurtsan-atakanin-ardindan-sesler-ve.html
19 Ağu 2012
"PATLICAN"A DEVAM!
Aşağıdaki yazıda patlıcandan yola çıkıp nerelere gitmişim...
Hazır patlıcan demişken elime geçen başka bir patlıcan yazısını buraya koymak istedim... Bunun "Domates" ile ilgili bölümü, Evde Pembe Domates blogumuzda!
Kayınvalideye armağan edileceği için önceden elden geçirilen bir Refik Halid Karay kitabından!
Refik Halid Karay'ın bu yazısından ve genel olarak "lezzet"e yaklaşımından sözeden Ahmet Örs'ün şu lezzetli yazısına da buradan bağlantı vermeden geçilmez elbette!

Hazır patlıcan demişken elime geçen başka bir patlıcan yazısını buraya koymak istedim... Bunun "Domates" ile ilgili bölümü, Evde Pembe Domates blogumuzda!
Kayınvalideye armağan edileceği için önceden elden geçirilen bir Refik Halid Karay kitabından!
Refik Halid Karay'ın bu yazısından ve genel olarak "lezzet"e yaklaşımından sözeden Ahmet Örs'ün şu lezzetli yazısına da buradan bağlantı vermeden geçilmez elbette!
Etiketler:
Ahmet Örs,
erkek patlıcan,
Pembe Domates Ağı,
Refik Halid Karay,
Tansuğ,
yaz sebzeleri
4 Ağu 2012
PATLICANIN ERKEĞİNDEN, TABAĞIMIZDAKİ HAYVANATA...
Bu Cumartesi sabahı rastladığım bir yemek sitesinde patlıcanın da dişisi ve erkeği olduğunu, erkek patlıcanın daha az çekirdekli olduğuna dikkat çekildiğini görünce şaşırıp kaldım...
Her türlü ayrımcılığa karşıyız ya -değil miyiz yoksa? Biraz kanıma dokundu doğrusu.
Sen kalk, masum sebzelerde de cinsiyet ayrımcılığı yap...
Haydi kalkan balığında buna hep dikkat edilmesine alışkınız diyelim. Zaten eski bolluğu da olmadığı için sorun değil.
Ama alt tarafı patlıcan yahu... Çekirdeksizini alacağız diye bu saatten sonra patlıcanların dibine mi bakılacak şimdi?
Zaten sıra tüketime geldiğinde cinsiyet ayrımcılığı bir tarafa, ne doğaseverlik, ne hayvan dostluğu akla geliyor. Balıkların boyunu ölçüp duruyoruz ama onun da dibine indiğimizde daha lezzetlisini yiyebilmek için yetişkin hale gelmeleri ve nesillerini sürdürmelerine izin vermemiz gerçeği yatmıyor mu? Yatıyor...
Jonathan Safran Foer, -okuyabilecek miyim, henüz karar veremedim çünkü hele denizden çıkanlarından hiç vazgeçemeyebilirim- "Hayvan Yemek" kitabında işte bunları birer birer yüzümüze vuruyormuş...
"Neden kuzu eti yiyoruz da köpek eti yemiyoruz?
Köpeklerini seven Fransızlar, bazen atlarını yer.
Atlarını seven İspanyollar, bazen ineklerini yer.
İneklerini seven Hintliler, bazen köpeklerini yer.
Peki ya siz, hangi hayvanları seviyor, hangilerini yiyorsunuz?"
diyormuş Foer.
Yemek kültürü araştırmacısı, akademisyen, gezgin, yazar, radyocu, ürettiği herşey çok lezzetli arkadaşım Güzin Yalın da Açık Radyo'da yıllardır (her Cuma 14.00-14.30) büyük zevkle dinlenen "Mutfaktan, Tabaktan, Sokaktan" başlıklı sözel/müzikal programında dün tam bu konuya parmak basıyordu. (Yalın'ın kendi kurduğu "Ruhun Gıdası Kitaplar"ın yayınları arasında aynı başlıkla bir kitabı da var!)
"-Çekirge, böcek yiyenlere 'ııığğh' diyoruz ama biz de sakatat yiyoruz" diyerek son çıktığı Afrika gezisinden yemek örnekleri veren Yalın, bu programının kayıtlarını galiba "podcast" yapmıyor. Şimdi onu merak edenler olursa bari Cazkolik'te gezi yazıları, fotoğraflarıyla caz seçkilerini birleştirdiği "Mutfaktan ve Hayattan Caz Masalları" sayfasının adresini vereyim ve kaçayım! http://www.cazkolik.com/GuzinYalin
Mesele hangi hayvanı ne kıvamda yemek ya da yememek meselesi değil elbette...
Belki dişi patlıcanı da hiç yerinden kopartmamak mı?
Peki ya acaba bizim pembe domateslerin bu bağlamda durumu nedir?
Bilemiyorum...
Neyse işte, bu da böyle bir Cumartesi sabahı izi olsun...
| Dibinde içeri doğru bir boşluk olanı erkek, olmayanı dişi! Kaynak: LearnHowtoCook.com Pek güzel bir site!... |
Her türlü ayrımcılığa karşıyız ya -değil miyiz yoksa? Biraz kanıma dokundu doğrusu.
Sen kalk, masum sebzelerde de cinsiyet ayrımcılığı yap...
Haydi kalkan balığında buna hep dikkat edilmesine alışkınız diyelim. Zaten eski bolluğu da olmadığı için sorun değil.
Ama alt tarafı patlıcan yahu... Çekirdeksizini alacağız diye bu saatten sonra patlıcanların dibine mi bakılacak şimdi?
Zaten sıra tüketime geldiğinde cinsiyet ayrımcılığı bir tarafa, ne doğaseverlik, ne hayvan dostluğu akla geliyor. Balıkların boyunu ölçüp duruyoruz ama onun da dibine indiğimizde daha lezzetlisini yiyebilmek için yetişkin hale gelmeleri ve nesillerini sürdürmelerine izin vermemiz gerçeği yatmıyor mu? Yatıyor...
Jonathan Safran Foer, -okuyabilecek miyim, henüz karar veremedim çünkü hele denizden çıkanlarından hiç vazgeçemeyebilirim- "Hayvan Yemek" kitabında işte bunları birer birer yüzümüze vuruyormuş...
Köpeklerini seven Fransızlar, bazen atlarını yer.
İneklerini seven Hintliler, bazen köpeklerini yer.
Peki ya siz, hangi hayvanları seviyor, hangilerini yiyorsunuz?"
diyormuş Foer.
Yemek kültürü araştırmacısı, akademisyen, gezgin, yazar, radyocu, ürettiği herşey çok lezzetli arkadaşım Güzin Yalın da Açık Radyo'da yıllardır (her Cuma 14.00-14.30) büyük zevkle dinlenen "Mutfaktan, Tabaktan, Sokaktan" başlıklı sözel/müzikal programında dün tam bu konuya parmak basıyordu. (Yalın'ın kendi kurduğu "Ruhun Gıdası Kitaplar"ın yayınları arasında aynı başlıkla bir kitabı da var!)
"-Çekirge, böcek yiyenlere 'ııığğh' diyoruz ama biz de sakatat yiyoruz" diyerek son çıktığı Afrika gezisinden yemek örnekleri veren Yalın, bu programının kayıtlarını galiba "podcast" yapmıyor. Şimdi onu merak edenler olursa bari Cazkolik'te gezi yazıları, fotoğraflarıyla caz seçkilerini birleştirdiği "Mutfaktan ve Hayattan Caz Masalları" sayfasının adresini vereyim ve kaçayım! http://www.cazkolik.com/GuzinYalin
Mesele hangi hayvanı ne kıvamda yemek ya da yememek meselesi değil elbette...
Belki dişi patlıcanı da hiç yerinden kopartmamak mı?
Peki ya acaba bizim pembe domateslerin bu bağlamda durumu nedir?
Bilemiyorum...
Neyse işte, bu da böyle bir Cumartesi sabahı izi olsun...
26 Tem 2012
24 Tem 2012
"KIRMIZI TABAN BENİM İMZAMDIR" DAVASI!
| Louboutin... |
O da epeydir onlar aleyhine davalar açıp, "tabandaki kırmızı renk benimdir, o benim imzamdır" der durur kısaca...
İşte onlardan birini daha, Fransa'da Yo Yo tipini taklit ettiği gerekçesi ile Zara aleyhine açtığı bir davayı kaybetti. Üstüne üstlük Zara'ya 3.600 dolar mahkeme masrafı da ödeyecek...
| YSL |
Küçükken benim gibi "bir büyüsem de hep topuklu pabuç giysem" diyen sonra da rahatlıktan bir türlü vazgeçemeyenler aklıma geldi şimdi... Seyretmesi daha güzel!
Bu arada İngiltere'de kadınlar kırmızı boya ile kendi Loubotin'lerini kendileri yapmaya başlamışlar!
- Kararın devamı şu kaynakta: Venable / Lexology
- France
- July 16 2012
Author page »Author page »
In May, high-end French footwear designer Christian Louboutin suffered yet another loss in its ongoing legal battle over its iconic red-soled shoes. On May 30, 2012, the Cour de Cassation—the highest French court of appeals—determined there was no risk of consumer confusion between a red peep-toe platform heel with red soles sold by Spanish fashion retailer Zara and Louboutin’s own “Yo Yo” design, a nude peep-toe platform heel with his signature red soles. In denying Louboutin’s claims, the court found Louboutin’s French trademark specifications (the description of the mark) to be too vague, noting the absence of a specific Pantone color reference in the trademark. Further, in ruling against Louboutin, the court ordered him to pay approximately $3,600 in litigation costs to Zara France, pursuant to Article 700 of the Noveaue Code de Procedure Civile....
Etiketler:
el yapımı ayakkabı,
fikri mülkiyet hakları,
kırmızı taban,
Louboutin,
Tansuğ,
tasarım,
Zara
21 Tem 2012
17 Tem 2012
İLHAN MİMAROĞLU'NU YİTİRDİK...
"One thing I learned at Law School was that I would obey only laws I could have made myself.
This applies to my music, too."
"Hukuk Fakültesi'nde öğrendiğim tek şey, yalnızca kendim için yaptığım kanunlara itaat edebileceğim idi. Bu, müziğim için de geçerlidir."
İlhan Mimaroğlu
Kaynak: Light Millennium.org
Kimdi, neden önemliydi? WebdeKulturSanat'a koydum onları da.
Bizim için onun hayat arkadaşı Güngör Mimaroğlu da çok önemli. Mehmet'in yeni dünyada yapmak istediği ek eğitim için yaptığı yardımlar unutulamaz. Acını içten paylaşıyoruz Güngör Abla...
This applies to my music, too.
Kimdi, neden önemliydi? WebdeKulturSanat'a koydum onları da.
Bizim için onun hayat arkadaşı Güngör Mimaroğlu da çok önemli. Mehmet'in yeni dünyada yapmak istediği ek eğitim için yaptığı yardımlar unutulamaz. Acını içten paylaşıyoruz Güngör Abla...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

