22 Oca 2006

KELKİT HAVZA BIRLIGI - İSTANBUL TOPLANTISI

Varolmak mı varlıklı olmak mı?

Dün proje İstanbul basınına anlatıldı...
Ayrıntılar burada: http://www.cekulvakfi.org.tr/icerik/haberDetay.asp?ID=321
“...Biliyorum; günümüzün yaygın kültürün temsilcileri, bizlerin bu çabalarını “müstehzi bir edayla” karşılıyorlar. Ama gene biliyorum ki, geleceğin kalıcı değerlerini, yaşama sevincini yine değişik illerden kopup gelen bu insanlar sağlamaktadır. Çünkü burada her kesim var. Çünkü burada bilim çevrelerinden insanlar var. Çünkü burada unuttuğumuz dayanışma gücüne inananlar var. Hiç kuşkusuz bu, bazıları için unutulmuş bir düştür. Bizlerin “düşü ve gücü” gerçeklere dayanmaktadır.
Dilerim, ülkemizde herkesin düşü bu kadar gerçek olsun…
Dilerim, kendinize güvenen yeni bir yaşam biçimi, geleceği sağlam temellere dayalı kılsın…
Dilerim, bu İstanbul Buluşması, Anadolu’ya gerçek desteklerle donanarak yansıma olanağı bulsun…
Dilerim, bilinçli heyecanınızı ve azminizi hiçbir engel durdurmasın…
‘Para her zaman zenginlik değildir’. Üretilen nitelikli yaşam, hem uygarlık, hem zenginlik, hem de kalıcılık demektir.
Çabanız daim olsun.”

diyen Metin Hoca’nın konuşması da şurada: http://www.cekulvakfi.org.tr/icerik/haberDetay.asp?ID=320
Rahmetli Tuncer Üney de anıldı toplantı başlarken...

Neden mi “havza”?
Şundan dolayı: http://www.cekulvakfi.org.tr/icerik/haftaninYazisi.asp?ID=48

31 Ara 2005

2006 İÇİN:

Süzgecin üzerinde olumsuzu değil, olumluyu bırakan ayıklama sisteminin egemen olduğu bir paradigma dönüşümü dileği...

22 Ara 2005

HERHALDE 2005'İN SON DIŞ GEZİSİYDİ: FAS


Herkes bu meydanı başka türlü ( Djemaa El Fna, Jemaa el Fnaa, Cema'el Efna, Cemaa el Fena, Djema el Fna) yazıp söylese de:
"Fanilerin ya da Ölü Canların Meydanı!"...

"Türkçede Fas üzerine sanıyorum tek ve yetkin bir örnek olarak, fotoğraf sanatcısı, yazar ve gezer Özcan Yurdalan'ın 'Fas'a Yolculuk' kitabı duruyor hâlâ. Yalnızca yalnız bir seyyahın anıları değil, edebi değeri bakımından da Fas'ı ve Fas'ta seyyah olmayı layıkıyla anlatan bir kitap. İnsanı Fas gezisi için hayli kışkırtıyor."

Doğrusu biz de Yurdalan'ın kitabından hallice yararlandık... Ne ki, asıl gidiş nedenimiz Fas'ın da kendine bir "Bilgi Edinme Hakkı Kanunu" istemesi ve Türkiye'deki deneyimi paylaşmak üzere çağrılmamız idi... (ayrıntı burada!)

Aralık 15, 2005...
Marakeş

15 Kas 2005

YÜREK YAKAN VE GÜLÜMSETEN RASTLANTILAR...



3. Türk-Yunan Bilişim Konferansı sırasında bir geziden... RODOS- 2003 yazı...


Sevgili Tuncer Üney'in beklenmedik ve yürek yakıcı gidişine üzülüp dururken Tan Oral'dan aşağıdaki menekşe geliverdi... Onun anısına buraya koyayım:

29 Eki 2005

BİR "MUCİZE"NİN 82. YILDÖNÜMÜNÜ KUTLARKEN, İKİ FARKLI GELECEK YAKLAŞIMI

1) Sayın Cumhurbaşkanımızın 29 Ekim mesajından:
"Cumhuriyet, toplumu ümmetten ulus, bireyi kuldan yurttaş konumuna yükselten bir Aydınlanma Devrimi'dir. 29 Ekim, bir doğuşun, bir devrimin, kısacası bir mucizenin yıldönümüdür. " "...Geleceğe güçlü biçimde ulaşabilmek, Cumhuriyetimizi korumak ve yaşatmakla olanaklıdır."

2) "Yaşam biçimimizi dönüştürmek için" İstanbul'a (*) kuleler dikmeye hazırlanan holdingin web sitesinden:

"Gelecek, içindeki imkanları -iyice ayan beyan olmadan- görebilenlere aittir!"...

(*) Hem de İstanbul ile Doha /Qatar'ı aynı katara koyarak...

31 Ağu 2005

Prof. U. GERAY'DAN:

Kelkit Platformu Havza Projesi
"KÖŞE YAZARININ HİKMETİ"

Ahmet İNSEL köşecilik meselesine değinmiş Radikal'de... İlginç.

"Sanırım sorunun çözümü, gazete köşesi olgusunu yeniden tanımlamaktan geçiyor. Başta gazete yayın yönetmenleri olmak üzere, neden bazı insanlar kendi görüşlerini her gün serdetmek zorundadır sorusunu sormakla işe başlayabiliriz. Bu pratikte saklı olan ben merkezciliği ve narsisizmi de unutmadan. Hamileliği ve lohusalığını haftalarca köşesinde dizi yapmanın narsisizminden daha az değil çoğu köşe dolgucusunun narsisizmi. Ayrıca bu vesileyle, köşecilik pratiğinin yarattığı toplumsal beklentileri, yarattığı fikir köşe dönmeciliği alışkanlıklarını da sorgulamamıza kapı açılacaktır..."

(Salt "narsisizm" değil, bu "özel yaşamı dizi köşe yazısına dönüştürme" konusu bir tür yazılı basında "reality-show" işini de düşündürüyor aslında. Tıpkı özel yaşamlara "köşelerden karışma" gibi. Sanki televizyonla kitleselleşmiş ne varsa böylece yazılı basına da taşınıyor... Bu da "rastgele" olmuyordur... A.T. )

"...Gazete gibi gazete olmak iddiasıyla çıkan gazetelerin, çeşitli nedenlerle Hatipler Köşesi olmaktan öteye gidemediklerini, diğerleriyle arasındaki en önemli farkın köşecilerinin ismiyle sınırlı kaldığını dikkate alarak, büyük ölçüde etkili de olsa, bu gazete olamayan gazete pratiğinin sadece basın patronlarının kötü niyeti veya basiretsizliğinin değil, bir toplumsal zihniyet tarzının da sonucu olduğunu teslim etmeliyiz. Bir üstün toplumsal mertebe haline gelmiş olan bu köşe dolguları, hızlı yemek kültürünün fikir dünyasındaki denkleri ve kasaba dedikodu kültürünün büyük kente taşınmış halleri değil midir?"

Insel'in yazısının tümü burada.